ANADOLU BEYLİKLERİ'NDE TEŞKİLAT VE KÜLTÜR
Anadolu Beylikleri'nin ilk teşkilâtları aşiret geleneğine dayanmakta idi. Anadolu Selçukluları zamanında sınırlara yerleştirilen Türkmen aşiretleri savaş zamanlarında reislerinin emrinde sefere giderler ve savaştan sonra da hükümdar tarafından aşiret beyine ikta edilmiş olan yerlerine dönerlerdi.
Anadolu Selçuklu sultanları, çeşitli zamanlarda Anadolu'ya gelmiş olan Türkmen aşiretlerinin birçoğunu Bizans İmparatorluğu ve Kilikya Ermeni Krallığı ile olan sınırlara yerleştirmişler, buradaki araziyi aşiret beylerine ikta olarak vermişlerdi. Bu Türkmen beyleri daha sonra bağımsızlıklarını kazanmaya başlayınca Anadolu Selçuklu teşkilâtını taklid ederek saray ve teşrifat usulleri meydana getirmişlerdir.
Beylikler Devri, XIII. yüzyılın sonunda Anadolu Selçuklu Devleti'nin zayıflayarak yıkılısından sonra Anadolu'nun çeşitli bölgelerinde kurulan ve eski kaynaklarda "Tevâif-i mülûk" diye anılan Türk beyliklerinin egemen olduğu bir dönemdir. Bu dönem Anadolu-Türk tarihi bakımından oldukça önem taşımaktadır. Çünkü 1018'de başlayan ve 1040'a kadar süren ilk akınların ardından 1071 Malazgirt zaferiyle Anadolu kapıları Türklere açıldı. Anadolu'da ilk büyük Türk devleti, Türkiye Selçukluları kuruldu. İste beylikler bu devletin birer unsuru idiler. Türkiye Selçuklu Devleti'nin zayıflayıp ortadan kalkmasından sonra bağımsız birer devlet haline gelen ve sayıları büyüklü-küçüklü olmak üzere yirmiyi geçen bu Türk Beyliklerinin devlet teşkilâtı ve kültürü, Büyük Selçuklu ve Türkiye Selçukluları ile gelişerek Osmanlılara ulasan Türk-İslâm kültürünün bir ara dönemini oluşturur.
IDARI TESKILÂT
Anadolu Beylikleri'nde devlet, daha önceki Türk beyliklerinde olduğu gibi hükümdar ailesinin ortak mali sayılıyordu. Devleti aile arasından seçilen reis idare ederdi. Ailenin en yaslısına veya en nüfuzlusuna "ulu beg" denirdi. Ulu Bey hükümet merkezinde oturur, kardeş ve çocukları ise vilâyetlere gönderilirdi. Ulu bey unvanı daha çok halk ve aşiret arasında kullanılır; teşrifat, ferman, sikke, hutbe ve kitabelerde ise "emir-i a'zam" veya "sultan-i a'zam" tabirleri tercih edilirdi.
Anadolu beyliklerinde, Selçuklularda olduğu gibi merkezde devlet islerini yürütmek için bir divan teşkilâtı kurulmuştu. Divanin basındaki reise genellikle "vezir" veya "sahib-i a'zam" denirdi. Emrinde bir kalem heyeti bulunan divan reisleri devletin kanun ve nizamlarının tatbikiyle uğraşırlardı. Devletin mali isleri ise Divân-i Istifâ denilen ayrı bir divan tarafından yürütülürdü. Hükümdarın emir ve fermanlarını yazmak için İnşa Divani ile adli ve askeri islere bakan ayrı makamlar vardı. Vilâyetlerdeki şehzâdelerin emirleri altında da merkezdeki divanin ayni, fakat daha küçük şekilleri bulunurdu.
Vilâyetleri idare etmek ve böylece devlet islerine alışmak için gönderilen şehzâdeler eğer küçük iseler, yanlarına hükümdarın güvendiği birisi "Ata Bey" veya "Lala" unvanıyla tayin olunur ve şehzâde büyütünceye kadar, hatta yetiştikten sonra da devlet islerini bu Lala idare ederdi. Vilâyetlerde Divân-i İstifâ’nın reisine bağlı tahsil memurları bulunur ve bunlar topladıkları parayı verilen emre göre gereken yerlere dağıtırlardı. Ser'î islere ise Kadılar bakar ve şahıslar arasındaki hukuki meseleleri hallederlerdi. Vilâyetin askerî ve güvenlik islerinden ise Subaşılar sorumlu idiler.
SARAY TESKILÂTI
Anadolu Beylikleri'ndeki saray teşkilatı, devlet teşkilâtında olduğu gibi Anadolu Selçuklu Devleti'nin saray teşkilâtından alınmıştır. Sarayda hâcib, mîrâhur, çasnigîr, candar, sarabdâr, rikâbdar ve musâhib gibi görevliler bulunurdu. Ibn Battuta meşhur seyahatnâmesinde Anadolu beyliklerinin saray teşkilatı hakkında bilgi vermiştir.
Anadolu Beylikleri'nde ordu, hükümdarın atlı ve yayalardan meydana gelen hassa birlikleriyle beylerin tîmârli sipahileri ve çerik denilen aşiret süvârilerinden meydana gelmişti. Savaş zamanlarında bu orduya gönüllü olarak bir takim yardımcı kuvvetler de katılırdı. Ümerâ adi verilen maiyet beyleri derecelerine göre kendilerine verilen tımâr nisbetinde asker beslemekle yükümlü idiler.
Savaş üç kısma ayrılır, ordunun önünde Çarhaci veya Talia denilen öncü kuvvetleri, arkasında ise ihtiyat kuvvetleri bulunurdu.
Bu ordunun merkezindeki kuvvetlere hükümdar, kollara da şehzâdeler kumanda ederdi. Bütün ordunun amirine subaşı denilirdi. Anadolu beyliklerinde ordu silâh olarak ok, yay, kılıç, kalkan, kargı, hançer, zırh, çomak, balta, mancınık ve arrâde kullanırdı. Ayrıca birliklerin davul, kös, zurna, nakkâre, zil ve borulardan meydana gelen mehterleri vardı. Anadolu Beylikleri'nin denizle bağlantısı olanlarında donanma teşkilâtı da kurulmuştu. Bati Anadolu'da Karasi, Saruhan, Aydın ve Menteseoğullari'nin, güneyde Akdeniz sahilinde Hamid ve kuzeyde Pervaneogullari'nin ve daha sonra Candarli Beyliği’nin donanmaları olduğu bilinmektedir. Beylikler dâhilindeki ahîlerin de askerî teşkilâta benzer mükemmel silahlı orduları olduğu bilinmektedir. Ancak bunlar daha çok mahallî inzibat kuvveti olarak görev yapmaktaydılar.
ILIM VE KÜLTÜR
Anadolu Beylikleri'nde XIV. ve XV. yüzyıllarda ilim ve fikir hayati parlak bir şekilde devam etmiş, belli baslı Anadolu şehirleri birer ilim merkezi haline gelmişti. Anadolu hükümdarları, çeşitli ilim adamlarını bir araya toplayarak onları ihsan ve iltifatlarla teşvik etmişlerdir. Ayrıca bu ilim adamlarının talebe yetiştirebilmeleri için medrese, kütüphane, imaret ve misafirhaneler kurmaya büyük önem göstermişlerdir. Anadolu beylerinin bu yakin ilgileri sayesinde tip, astronomi, riyâziye, edebiyat, tarih, tasavvuf ve dinî konularda pek çok eser kaleme alınmıştır. Bu dönemde Konya, Kayseri, Niğde, Sivas, Kastamonu, Sinop, Kütahya, Bursa, İznik, Kırşehir, Amasya, Ankara gibi baslıca Anadolu kentleri birer bilim merkezi olmuşlardı.
Anadolu Selçukluları zamanında Mevlâna Celâleddin Rumî ile parlak bir düzeye ulasan tasavvuf cereyanı beylikler döneminde de ayni gelişmeyi göstermiş ve Anadolu'nun manevî hayatında büyük etkiler meydana getirmiştir.
TOPRAK IDARESI
Anadolu Beylikleri'nde toprak idaresi Selçuklularda olduğu gibi ikta (tımâr), mülk ve vakıf olmak üzere üç kısımdan meydana geliyordu. Şehir ve kasabalarda her sanat erbabının kendilerine mahsus teşkilâtları vardı. Bu teşkilât hem mensuplarının haklarını korur, hem de üretilen malin kalitesini kontrol ederdi. Kent ve kasaba halkı ser'i ve örfî vergilerini kime ayrılmış ise ona verirlerdi. Köylülere gelince, kendilerine verilen ve aslında devlete ait olan toprağı islemekle yükümlüydüler. toprağı islediği sürece toprak kendisinde kalır, oğul ve torunlarına geçerdi. Köylü islediği toprağın vergisini devletin gösterdiği kimseye verirdi. Reaya, ikta reayası, vakıf reayası ve malikane reayası olmak üzere baslıca üç kısma ayrılmıştı. Köylü kimin reayası ise toprağını kullanma iznini ondan alır ve vergisini ona öderdi. Bazı köyler, meselâ derbend beklemek, madenlerde çalışmak, av kuşları yetiştirmek gibi hizmetler karşılığında vergilerden muaftı. İlim ve din adamları da her türlü vergiden muaf tutulmaktaydı.
Anadolu Beylikleri zamanında sanayi, ticaret ve ziraata de büyük önem verilmişti. Anadolu Selçukluları zamanında ülkeyi doğu-bati, kuzey-güney yönlerinde kesen yollar ve bu yollar üzerinde bulunan kervansaraylar beylikler döneminde de varlıklarını devam ettirmişlerdir. Bu dönemde Anadolu'nun her yanında Ahîler'in esnaf örgütlerine rastlanıyordu. Her türlü sanat erbabını içine alan bu teşkilâtın kendine özgü bir örgütü vardı.
Beylikler devrinde ekonomik hayatin temelini ziraat oluşturmaktaydı. Ülkenin iklim şartlarına bağlı olarak çeşitli bölgelerde tahıl, her çeşit meyve, pamuk, ipek yetiştiriliyor ve hayvancılık yapılıyordu. Elde edilen ürünün büyük bir kısmi iç tüketimi karşılıyor, geri kalanı ise komsu ve Avrupa devletlerine satılıyordu. Bu dönemde baslıca ticaret merkezleri Karadeniz kıyısında, Trabzon, Samsun ve Sinop; Ege denizi kıyısında Foça, İzmir ve Ayaslug (Selçuk); Akdeniz kıyısında Antalya ve Alanya; İç Anadolu'da ise Sivas, Kayseri ve Konya idi. bunlar arasında Sivas Anadolu'nun en önemli ticaret merkezi idi. çeşitli ülkelerden buraya gelen Müslüman tüccarlar ile Ceneviz ve Venedik tüccarları büyük kafileler halinde Sivas'a gelirler ve burada mal alır veya satarlardı. Satılan mallar arasında her çeşit kumaş, hali, kilim, ipek ve pamuk bulunmaktaydı. Germiyan, Denizli ve Alaşehir’de dokunan kumaşlar diş pazarlarda rahatlıkla alici bulurdu. Bunun yanında Diyarbakır, Siirt, Alaşehir ve Balıkesir yörelerinde üretilen ipek ve ipekli kumaşlar İstanbul ve Avrupa pazarlarına gönderiliyordu.
Beylikler devrinde Anadolu'da dokunan hali ve kilimler sağlam olusu ve güzelliği ile Avrupa'da bile ün kazanmıştı. Bu dönemde Anadolu'da dokunan kilim ve halıların Avrupa’nın yani sıra Suriye, Mısır, Irak, Hindistan ve hatta Çin'e kadar gönderildiği bilinmektedir.
Anadolu Beylikleri zamanında Kütahya, Ulukışla, Amasya ve Bayburt çevresinde çıkarılan gümüş madeni ile Foça, Şarki Karahisar, Ulubat ve Kütahya'da elde edilen sap madenleri diş ülkelere satılmaktaydı. Bunlardan başka Germiyan atları, çeşitli av kuşları, koyun ve keçi de önemli miktarda gelir getiriyordu. Bütün bunlar, Anadolu Beylikleri devrinde halkın refah içinde yasadığını göstermektedir.