SELÇUKLULAR ZAMANINDA KÜLTÜREL FAALİYETLER
Türklerin İslâmiyet'e Hizmetleri
Türklerin İslâmiyet'i kabul etmeleri hem İslâm âlemi hem de dünya tarihi açısından büyük sonuçlar doğurmuştur. Türkler, karışıklık içinde bulunan İslâm dünyasının koruyuculuğunu üstlendiler.
Selçuklular, Abbasi halifelerini himaye ettiler. Batıda Haçlı Seferleri'ne, doğuda Moğol akınlarına karşı Türkler tarafından set oluşturuldu. Böylece İslâm dünyası dağılmaktan kurtulmuştur. Bin yıla yakın bir süre Türkler, İslâmiyet'in bayraktarlığını yapmıştır.
Gazneli Mahmud'un Hindistan'a kadar yaptığı seferler neticesinde İslâmiyet Hindistan'a kadar ulaşmıştır. Böylece yakın dönemlerde kurulan Pakistan ve Bangladeş'in temelleri atılmıştır.
Osmanlı döneminde ise Türkler Balkanlara yerleştiler. Arnavutlar, Bosna-Hersekliler (Boşnaklar) bu dönemde Müslüman oldular.
Türklerin İslâmiyet'e hizmetleri sadece siyasî ve askerî alanla sınırlı kalmamıştır. Devlet idaresi ve askerî yapılanmada bütün İslâm dünyasını etkileyen Türkler, İslâm medeniyetinin gelişmesinde de inkâr edilemez hizmetlerde bulunmuşlardır. Bilim, sanat ve edebiyat alanında İslâm Rönesanssı, Türklerin katkıları ve sağladıkları huzur ve emniyet sayesinde gerçekleşmiştir. Dolayısıyla İslâm dininin ve medeniyetinin, dar Arap ve Fars çevresine sıkışıp kalmayarak, evrensel hâle gelmesi yine Türkler sayesinde mümkün olmuştur, demek yanlış olmaz.
Maveraünnehir Bölgesinde Oluşan Kültürel Faaliyetler
Bu bölge itikatta Maturidi, amelde ise Hanefi mezhebi üzerindedir. Nedeni ise; İmam Maturidi, Semerkand’ın Maturid kasabasında doğan bir Türk olmasından dolayı bu bölgede bu mezhep yayılmıştır.
Horasan Bölgesinde Oluşan Kültürel Faaliyetler
Bu bölge itikatta Eşari, amelde ise Şafii mezhebi üzerindedir. Horasan’da bu mezhebin yaygın olması nedeni ise; Şafii olan Abbasi Halifesi ile sıkı ilişki içinde bulunan Gazneliler, Şafii mezhebini hâkimiyetleri sırasında yaymışlardır.
Bu bölgede ilmi ve kültürel faaliyetlerde bulunanları şöyle sıralamak mümkündür:
Kelam’ da Abdülkahir el-Bağdadi;
Akait’te İsferani,İmamu’l-Harameyn, Ebu’l-Maliki el-Cüveyni, Vasıl b. Ata ( Hasan Basri’nin öğrencisi olup Mu’tezile Mezhebi’nin kurucusudur.)
Zekeriya Kazvini’ye göre Mu’tezile ve Eş’ari Mücadelesi
Harezm’in merkezi Ürgenç şehrinde felsefeye merak çok olup yaygındı. İşte bu bölgede yetişen üçüncü Selçuklu veziri Amidu’l-Mülk Künduri Mu’tezile itikadı üzerindeydi. Bu itikada göre; avam tam Müslüman sayılmamakta ve Müslüman olmanın en büyük şartı olarak ilim sahibi olmayı öngörür. Bu yüzden vezir Künduri o bölgedeki ilim adamlarına Mu’tezile Mezhebi’ne girmeleri konusunda baskı yapmaktaydı. Eş’ari-kurucusu Ebu’l-hasan el-Eşar olup Mu’tezile mezhebi’ne tepki olarak ortaya çıkmıştır- olan ilim adamları kaçarak halifeye sığınmıştır. Eş’ari ve Şafii olan Abbasilerin etkisiyle aynı itikadı benimseyen Selçuklu sultanı Tuğrul Bey durumdan haberdar edilince Künduri’yi azletmiş ve hapse atmışsa da kısa bir süre sonra serbest bırakmıştır. Böylece bu bölgede Mu’tezile baskısı kırılmış olup tüm Selçuklu devletine Şafii Mezhebi etkin olmuştur.
İlim:
Selçuklular, İslama tam bağlı, itikatta ve amelde Ehl-i sünnet mezhebine mensuptular. Türkler ekseriyetle itikatta Matüridî, amelde Hanefî mezhebindendir. Ülkede kısmen de itikatta Eş'arî ve amelde Şafiî ve diğer hak mezhep mensupları da vardı. Batınîler gibi sapık fırkalar varsa da, bunlarla âlimler ve devlet mücadele halindeydi. Devlet, ilim ve âlimlerin yanında olup, gelişmesi için bütün imkânlarını seferber etmişti. Dinî eğitim ve öğretimin yapıldığı medrese, tekke ve zaviyeler ülkenin her tarafında yaygındı.
Selçuklu veziri Nizamülmülk tarafından Bağdat'ta kurulan Nizamiye Medreseleri (1066 ), öyle büyük bir üne sahip oldu ki, bu medreseler İslâm medreselerinin ilk örneği olarak kabul edilmişti. Hâlbuki Samanoğulları ve Gazneliler devrinde de medreselerin bulunduğu bilinmektedir. Ancak Nizamiye Medreseleri dinî bilimler yanında müspet ilimlerin de okutulduğu ilk medreseler olmakla, modern üniversitelere öncülük etmiştir.
Abbasiler zamanında başlayan eski Yunan ve Helen medeniyetlerine ait eserler ve felsefe akımlarının çevirileri, Türk hâkimiyeti devresinde zirveye ulaşmış idi. Böylece İslâm medeniyetinde büyük gelişmeler olmuştur. Batıda unutulmuş olan Yunan ve Helen medeniyeti, Haçlı Seferleri sayesinde İslâm medeniyeti ile birlikte tekrar Avrupa'ya taşınmıştır.
İslâm medeniyetinin öncüleri durumunda olan Türk bilginler bütün dünya tarafından tanınmış ve eserleri yüzyıllarca bilime rehberlik etmiştir. Bu Türk bilginlerinin en ünlüleri Farabi, Birunî ve İbni Sina'dır.
Oğuzların Karaçuk (Farab) şehrinde doğan Farabi (870 -950), matematik, fizik, astronomi vb. konularda 160 kadar kitap yazmıştır. Ancak onu asıl önemli kılan Helen felsefesinin akılcı, mantığa dayalı yönüyle İslâm düşüncesini kaynaştırdığı felsefe alanındaki çalışmaları olmuştur. Aristo'nun düşüncelerini en iyi açıklayan kişi olduğundan "Muallim-i Sâni" (İkinci öğretmen) adıyla anılmıştır. Eserlerinin çoğunun Lâtinceye çevrildiği batıda "Al-farabıus" adıyla bilinmektedir. İhsâ'ül -Ulûm isimli eseriyle bilimleri ilk kez sınıflandıran Farabi aynı zamanda Öklit geometrisini de açıklamıştır. Farabî'nin düşüncelerinden etkilenen İbni Sînâ (980-1037), çeşitli konularda 220 civarında eser vermiş diğer ünlü bir Türk bilginidir. Avrupa'da "Avicenna" adıyla bilinmektedir. Felsefe ve müspet bilimlerle uğraşan İbni Sina asıl ününü tıp alanında kazanmıştır. "El-Kanun fi't-Tıb" adlı eseri Lâtinceye çevrilmiş ve yüzlerce yıl ders kitabı olarak okutulmuştur.
Birûnî (973 -1051), Harzemşahların sarayında yetişti ve Gazneli Mahmud'un himayesine girdi. Matematik, geometri, tıp ve coğrafya gibi alanlarda 113'ten fazla eser veren Birûnî'nin asıl başarısı astronomi dalındadır. Yıldızların yüksekliğini, açılarını ölçen hassas aletler geliştirdi. Dünya çekirdeğinin çapını sadece 15 kilometrelik yanılmayla 6338.8 km olarak tespit etmiştir. Yazdığı astronomi kitabı, dünyanın ilk astronomi ansiklopedisi olarak kabul edilmektedir.
Farabî ve İbni Sina'nın açtığı yoldan birçok Türk âlim ilerlemiştir. Felsefe dalında; El-Harezmî, Şehristânî ve tasavvufun öncülerinden Gazali, İbni Rüşd, Fahreddin Razi, geometride Abdurrezzak Türkî, trigonometri'nin kurucularından Abdullah el-Baranî ilk akla gelenlerdir.
Selçuklu Sultanı Melikşah İsfehan ve Bağdat'ta birer rasathane kurdurarak, İranlı ünlü matematikçi ve astronom Ömer Hayyam'ı buralarda görevlendirdi. Ömer Hayyam'ın da içinde bulunduğu bazı bilim adamları, Melikşah adına güneş yılına dayanan Celâlî veya Takvim-i Melikşâh adlarıyla anılan bir takvim hazırladılar.
Sanat ve mimarlık alanlarında da Türk-İslâm devletleri zamanında büyük gelişme görülmektedir. Türk-İslâm kültürü ve sosyal hayatına uygun olarak gelişen mimarlığın en önemli örnekleri cami, medrese, kervansaray, imaret, darüşşifa (hastane) vb.dir.
İlk Türk-İslâm mimarî örneği, Tolunoğlu Ahmed tarafından Kahire'de yaptırılan Tuluniye Camisi'dir ve bugün dahi varlığını korumaktadır. Türkler tarafından geliştirilen kubbe, kemer ve sütun biçimleri, Orta Asya yaşantısı ve çadır kültürünün, İslâm mimarîsine yansıtıldığı yeni bir mimarî üslûbu getirmiştir. Özellikle tekke, kümbet, cami ve medrese gibi yapılarda, Türk mimarî üslûbunun eşsiz örnekleri görülür.
Yazı, cilt, çini, minyatür sanatları ile seramik, dokumacılık, taş ve maden işçiliği vb. alanlarda Türkler eşsiz örnekler vermişlerdir. İslâmî anlayışa uygun düşmemekle beraber heykel ve kabartma sanatını devam ettirmişlerdir. Örneğin birçok yapıda hayvan figürleri kullanılmış, Sultan Tuğrul bastırdığı madalyona kabartma resmini koydurmuştur.
Müzik alanında da Türkler yenilikler getirmişlerdir. Farabî müzik üzerine iki eser yazmış ve bunlar dünya müzik tarihine geçmiştir. Eserinde ses ve müziğin fizik temellerini inceleyerek, ses perdesinin özelliklerini ilk defa ortaya koymuştur. Saraylardaki nevbet (bando), Osmanlı askerî mehterine örnek olmuştur. Ayrıca bazı tarikatlerin yaptıkları dinî müzik ve rakslar, Türk tasavvuf musikisinin ve semahların özünü oluşturmuştur.
Selçuklu medreselerinde dînî ve fennî bütün ilimler, konunun mütehassısları tarafından okutulurdu. Selçuklular zamânında kıymetli âlimler yetişip, hâlâ değerini muhâfaza eden orijinal eserler yazıldı. Bunların belli baişlıları şöyledir:
Sufiyye-i Aliyyeden, Şâfiî fıkıh âlimi olup, Risâle-i Kuşeyriyye sâhibi Ebü’l-Kâsım Abdülkerîm Kuşeyrî (986-1074);
Et-Teysir Tefsîri müellifi Ebû Nasr Abdürrahîm;
Şâfiî fıkıh âlimlerinden ve Bağdat’taki Nizâmiye Medresesi müderrislerinden Ebû İshâk Şîrâzî (?- 1083);
Pekçok eser sâhibi Ebû Meâli Cüveynî (?- 1085);
İslâm âlimlerinin en büyüklerinden, pekçok sâhada eser sâhibi Nizâmiye Medresesi Müderrisi İmâm-ı Gazâlî (1059-1111);
Nizâmiyye müderrisi ve Şâfiî âlimlerinden Fahr-ül-İslâm Abdülvâhid (?- 1108);
Hanefî âlimlerinden Kâdılkudât el-Hatîbî (?- 1079);
Te’arrûf kitabı şârihi ve Menâzil-üs-Sâyirîn sâhibi Şeyhülislâm Abdullah-ı Ensârî (1005-1088);
Meşhur Besit, Vesît ve Vecîz tefsirlerinin sâhibi Vâhidî (?- 1075);
Hanefî fıkıh ve tefsir âlimi Fahru’lislâm Pezdevî (1009-1089);
Hanefî âlimlerinden Câmi-u Kebîr, Câmi-u Sagîr, Siyer-i Kebîr, Muhtasar-ı Tahâvî şerhleri ve Mebsut, Kafî Şerhi, Muhit kitaplarının sâhibi Serahsî (?- 1090);
Hanefî âlimlerinden ve evliyânın büyüklerinden Zînet-ül-Hayât, Menâzilü’s-Sâyirîn ve Menâzilü’s-Sâlikîn sâhibi Yûsuf-i Hemedânî (1048-1141);
Büyük fıkıh ve kelâm âlimlerinden ve meşhur Milel Nihâl kitabı sâhibi Şehristânî (1076-1153);
Şâfiî fıkıh, hadis ve tefsir âlimlerinden ve Me’âlimü’t-Tenzîl Tefsiri ile Mesâbih hadis kitaplarının yazarı Begavî (?- 1122);
Şâfiî âlimlerinden ve tefsîr ilminin üstâdlarından Envârü’t-Tenzîl, Tavâliü’l-Envâr kitablarının sâhibi Kâdı Beydâvî;
Kâdirî yolunun önderi, fıkıh ve hadis ilimlerinde müctehid Abdülkâdir-i Geylânî (1077-1166);
Nizâmülmülk (1018-1092) dâhil daha pekçok âlim Büyük Selçuklu ve onlara bağlı devletlerde çok hürmet ve himâye görüp, kıymetli eserler vererek insanlığa hizmet etmişlerdir.
Bunları Türkiye Selçukluları devrinde; evliyânın büyüklerinden ve gönül sultânı Mevlânâ Celâleddîn-i Muhammed Rûmî (1207-1273) ve oğlu Sultan Veled (1227-1307); evliyâdan Şems-i Tebrîzî (?- 1247) tâkip etmiştir.
Selçuklular, İslâmî ilimlerin öğretim ve eğitiminin yapıldığı ve zamânın fennî ilimlerinin öğretildiği çeşitli fakültelere sâhip, üniversite mâhiyetinde büyük medreseler yaptırdılar. En büyüğü, Bağdat’taki Nizâmiye Medresesi olup, İsfehan, Nişabur, Belh, Herat, Basra ve Amul’da nümûneleri vardı. Buralarda aklî ve naklî bütün İslâmî ilimler okutulurdu. Medreselerde, mütehassıslarınca okutulan İslâmî ilimlerin yardımcısı riyâziye (matematik), hey’et (astronomi), hendese (geometri), cebir, fizik, kimyâ sâhalarında derin âlimler yetişti. Rasadhâneler kurularak, gök cisimlerinin hareketleri tâkip edildi ve esaslı takvimler yapıldı. Bu sâhalarda, edebî cephesiyle de tanınan Ömer Hayyam, Muhammed Beyhekî, Ebü’l-Muzaffer İsferâyinî, Vâsıtî, Acâ’ibü’l-Mahlûkat sâhibi Ahmed Tûsî ve daha pekçok âlim yetişip, kıymetli eserler verdiyse de, on üçüncü asırda İslâm ülkelerindeki Moğol tahribâtı sebebiyle, bunlardan faydalanma imkânı kaybolmuştur. Yazılan pek kıymetli eserler, Moğolların kanlı çizmeleri altında hebâ olmuştur.
Selçuklu sultan ve devlet adamlarının destek ve himâyesiyle kıymetli edip ve şâirler yetişerek çok güzel eserler meydana getirildi. Selçuklu sarayında, devlet teşkilâtıyla edebiyât çevresinde umûmiyetle Farsça, medrese çevresi Arabça, Selçuklu Hânedânı ve Türkmenler arasında ve orduda da Türkçe konuşulup yazılırdı. Nazım ve nesir sâhasında kıymetli kitaplarıyla tanınan meşhûr Bostan ve Gülistân sâhibi Sa’dî-i Şîrâzî, Ömer Hayyam, Enverî, Lâmi-i Cürcânî, Ebü’l-Me’âli Nahhâs, Ebû Tâhir Hâtûnî, Ebyurdî, Habbâriyye, Ezrakî gibi edip ve şâirler, nesir ve nazım eserler verdiler. Gazâ ve fetih rûhunu canlı tutan destânî eserler yazdılar.
İbn-i Hassûl’un Risâle-i Melikşâhiyye,
Ebû Tâhir-i Hâtûnî’nin Târih-i Âl-i Selçuk,
Muizzî’nin Siyer-i Fütûh-i Sultan Sencer,
Hemedâni’nin Unvalü’s-Siyer,
İbn-i Funduk Beyhekî’nin Meşârib-üt-Tecârib,
Zînetü’l-Küttâb li Ka’ini’nin Kitâb-ı Metâhirü’l-Etrâk,
İmâdeddîn-i İsfehânî’nin Zübdetü’n-Nüsra,
İbn-i Cevzî’nin Muntazam,
Sıbt İbn-i Cevzî’nin Mir’atü’z-Zamân,
İbn-i Bibî’nin El-Evâmirü’l-Alâiyye,
İbn-i Esîr’in Kâmil ve Üsüdü’l-Gâbe
târih alanında yazılmış eserlerdir. İlmî eserlerde olduğu gibi, edebî ve târihî eserlerin bâzıları, Moğol tahribâtı sebebiyle ele geçmemiştir.
Selçuklu Vezirleri
1. Ebu’l-Kasım Ali Buzcani
2. Ebu’l-Feth Razi
3. Amidü’l-Mülk Künduri
4. Nizamu’l-Mülk
5. Tacu’l-Mülk
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder