Bu Blogda Ara

13 Mar 2010

Selçuklu Sultanlığı ve İslam Halifeliği

Selçuklu Sultanlığı ve İslam Halifeliği

      1043 yılında sürekli Büveyhoğullarının saldırısına maruz kalan ve baskı altında olan Abbasi Halifesi Selçuklulardan yardım istemiş, Tuğrul Bey elçilere çok iyi davranıp onları ağırlamışsa da hâkimiyetini güçlendirmeden davete icap etmemiştir. Ancak 1055 yılında yola çıkabilmiştir.

     Tugrul Beyin Abbasî Halîfesiyle münâsebeti Sünnî Islâm dünyasinda büyük îtibâr kazanmasina sebep oldu. Halîfe El-Kaim, Tugrul Beyin yanina; büyük Islâm âlimlerinden olup, sosyal ve devlet idâresi hakkinda Ahkâm-üs-Sultâniye isimli eserin sâhibi olan Maverdî’yi gönderdi. Tugrul Bey, ülkesinde hutbeyi Abbasî Halîfesi adina okuttu; halîfenin zâlim Büveyhîler ve âsîlere karsi yardim talebini kabul etti. Halîfeye bildirdigi arz; samimiyetinin ve temiz itikadinin ifâdesi olup, sunlari ihtivâ ediyordu: Halîfeye hizmet etmek serefine kavusmak, Mekke’de Hac yapmak ve Hac yollarini Bedevîlerin taarruzundan korumak, Suriye ve Misir’da Fâtimîlerle harp etmektir.
Seferin Nedenleri:

1.Mısır Şii Fatımi Halifeliği’ni ortadan kaldırmak,

2.Şiilerin fesadını yok etmek,

3.Abbasi halifeliği ile Selçuklu Sultanlığı’nı birleştirerek Türk-İslam Dünyasına hâkim olmak.

Tuğrul bey’in Halife’ye gönderdiği Mektupta Belirttiği Sebepler:

1.Hacca gidip hac yolarını temizlemek,

2.Asileri(Büveyhoğullarını) temizlemek,

3.Hz. Peygamber’e hizmet edip şereflenmek,

4.Mısır ve Suriye şaşkınlarını ortadan kaldırmak.

Tuğrul Bey’in Bağdat’a Gelişi


       Halife Tuğrul Bey’in yaklaşması üzerine kendi adının yanında Tuğrul Bey’in adını okutmaya başlamış ve muhteşem bir tören düzenleme hazırlıklarına başladı. Tuğrul Bey, burada muhteşem bir tören ile karşılanmış ve Tuğrul Bey halifeye saygısını göstermek için yer öpmüş, halife de yanına ikinci bir taht kurarak ona taç giydiripHalifelik makamına ve Bağdat şehrine hizmetinden dolayı, 25 Ocak 1058'de Tuğrul Beye iki altın kılıç kuşatan Halife, onu “Sultanu’l-Mağrib Ve’l Maşrik (Doğu’nun ve Batı’nın Sultanı)”, “Rükniddin (Dinin Direği)” ve “Emiru’l-Mümin (Müslümanların Hükümdarı)” unvanlarını vererek tahta oturtmuştur. Böylece İslam dünyasında din işleri Abbasi Halifeliği’nde; idari ve siyasi işler Selçuklu Sultanı’nda olmak üzere, din ve devlet işleri birbirinden ayrılmasıyla ilk “Laiklik Sistemi” ortaya çıkmış oldu.

     Büveyhoğulları Selçukluların yaklaşmaları üzerine halife aracılığıyla bağlılıklarını bildirmiş ve affedilmişlerdir. Selçuklu ordusu Bağdat dışında konaklarken bazı askerler şehre girerek alış verişte bulunduğu sırada kenar mahallelerde Şiiler askerlere saldırdığından Komutanların emriyle Şii mahalleleri istila ederler. Tuğrul Bey de bu durumu halifeye şikâyet ederek Büveyhoğulları hâkimini yakalatıp öldürür ve bu devletin Şiilik politikasına son vermiş oldu. Tuğrul Bey, Abbasi Halifesi Kaim bi-Emrullah'ın isteği üzerine, Şiî Büveyhoğullarının tehdidi altındaki Bağdat'a 1055 ve 1058'de iki kez girmiş ve böylece "doğunun ve batının hükümdarı" unvanını bizzat halifeden alarak, Selçukluların İslam âlemine olan üstünlüğünü perçinlemiş oldular.Selçuklu sultanının, halife tarafından "Dünya Hakanı" ilan edilmesi, Türklere büyük itibar kazandırdığı gibi, alplik ruhunu okşayarak, İslamı yayma çabalarına daha fazla sarılmalarına yol açtı.

     Artık Bağdat’a tamamen hâkim olan Tuğrul Bey burayı kendi ülkesiymiş gibi tanzim etmeye başlayarak Bağdat Şahneliği’ne Aytekin’i getirmekle beraber vergi sistemini düzenlemiş ve halifeyi maaşa bağlattı. Bununla birlikte Çağrı Bey’in kızı Hatice Arslan Hatun ile Halife Kaim bi-Emrullah'ın nikâhını kıyarak 1062’de muhteşem bir düğün merasimiyle araya akrabalık tesis etmiş ve hâkimiyetini sağlamlaştırdı.

     Tuğrul Bey’in Bağdat’a girmesi ve Büveyhoğullarını sonlandırması Fatımileri rahatsız etti. Büveyhoğullarından kaçan askerleriyle komutanlarından Arslan Besasiri Mısır’a giderek Şii Fatımi Devleti’nin yardımını da alarak bir ordu kurdu. Buna karşı Tuğrul Bey Musul Arap Emiri Kurayş’ı yolladı ve 1057 yılında Sincar’da meydana gelen savaşı önemli ölçüde kayıplar veren Selçuklular kaybetti. Sincar halkı yaralanan Selçuklu askerlerini işkencelerle öldürmüşler ve savaşta yaralanan Kurayş ise Şii’lerin tarafına geçmiştir.

     Bununla birlikte Musul, Şii Fatımi halifeliği adına hutbe okutmaya başlayınca Tuğrul Bey Muhasara aletleriyle sefere çıkarak Irak Bölgesini Şii’lerden temizler. Tehlikenin Büyüklüğünü gören Besasiri ise Mısır’a kaçar. Selçukluların Şii’lere yenilmesi üzerine yerli emirler isyana başlamış ve Diyarbekir Mervani Emiri’nin itaatsizliği sonucu Tuğrul Bey’in üstüne geldiğini duymasıyla çeşitli hediyeler yollayarak affını istemesiyle affedilmiştir. Böylece Tuğrul Bey yönünü Sincar üzerine çevirmiş ve orayı kuşatarak ele geçirince halkını kılıçtan geçirdiğinde işkence ile öldürülen askerlerin intikamını almış oldu. Tuğrul Bey, Musul valiliğine İbrahim Yınal’ı atayarak Bağdat’a döndü.
Şehzade İsyanlarının Bastırılması Ve Arslan Besasiri Belasının Defedilmesi

     Tuğrul Bey Musul-Mısır seferindeyken Kutalamış’ın kardeşi Resul Tekin, Basra, Ahlat ve Şiraz bölgelerini ele geçirip isyan etti. Bu bölgelerin valisinin Resul’ü yenmesi sonunda halife araya girerek affedilmesini sağlamıştır. İbrahim Yınal Arapların çoğunluk teşkil ettiği Musul bölgesinden ayrılarak Türkmenlerin çoğunlukta olup orada daha rahat asker toplanılan Cibal bölgesine gitmiş ve isyan etti. Halife’nin araya girmesiyle affedildi. Bu sırada Arslan Besasiri ve onun tarafına geçmiş olan Kurayş Musul’u kuşatmaktaydı. Dört aylık kuşatma sırasında Musul’u korumakla görevli komutanlar Bağdat’a kaçmış, Musul da elden çıkmış ve Tuğrul Bey II. Musul Seferine çıkınca Besasiri Musul’u yağmalayarak kaçtı.

     Durumdan yararlanmak isteyen İbrahim Yınal, Hemedan’a giderek büyük bir Türkmen kuvveti toplamış ve üçüncü defa olmak üzere isyanda bulundu. Fatımiler isyana destek çıkmış, Kutalmış ve Resul Tekin ile beraber diğer Selçuklu şehzadeleri isyana katıldı. Bu durum karşısında Tuğrul Bey kuvvetlerini üçe ayırmış; bir kısmı Sultan Tuğrul ile asiler üzerine, bir kısmı Arslan Besasiri ve Şiiler üzerine ve bir kısım da Bağdat’ı korumak için gönderilmiş. 30 000 civarında askeri olan İbrahim Yınal ile savaşan Sultan yenilerek Hemedan Kalesi’ne sığınarak Bağdat’ta bulunan vezirine, hanımına ve üvey oğluna haber yollayarak yardım istemiş. Ancak veziri üvey oğlunu tahta geçirmeye çalışınca hanımı Altuncan Hatun büyük bir basiret örneği göstererek bunları tevkif etmeye çalışınca kaçmak zorunda kalmışlardır. Ardından Altuncan Hatun Çağrı Bey’den yardım istemiş ve kendisi de yardıma koşmuştur. Yardım çağrılarına cevap veren Çağrı Beyoğlu Alparslan ve Kavurt komutasında kuvvet yollamış ve Alparslan isyanı bastırarak İbrahim Yınal’ı esir edip Sultan’a teslim etmiştir.

     Selçuklu Sultanlarının otak özelliğini yeri gelmişken vurgulamadan geçemeyeceğiz: Selçuklu Sultanlarının en büyük özelliği kendisine isyan eden hanedan üyelerini affetmişlerdir. Yine her zamanki gibi Selçuklu dâhilinde çıkan karışıklıklardan istifade saldırıya geçen Arslan Besasiri, Bağdat şehrini ele geçirmiş ve onu korumakla mükellef Şahne Aytekin kaçmak zorunda kalmıştır. Besasiri Abbasi Halifesini tahttan indirerek Mısır Şii Fatımi Halifesi adına hutbe okutup para bastırmıştır. Bu sırada Çağrı Bey öldüğünden çocukları arasında hâkimiyet bölgeleri için mücadele yaşanmasını engellemek ve o bölgeleri yeğenleri arasında paylaştırmak düşüncesiyle ve hanımı Altuncan Hatun’un ölmesinden dolayı Bağdat’a Tuğrul Bey geç dönmek zorunda kalmıştır. Basra bölgesini ele geçirmeye çalıştığında isyanı bastırarak üzerine gelen Tuğrul Bey’den kaçmıştır. Tuğrul Bey kuvvetler yollayarak Arslan Besasiri’yi yakalatıp öldürmüştür. Böylece Sultan Tuğrul iki kez Abbasi Halifesi’ni Şii’lerin elinden kurtarmış ve tahtına oturtmuştur.

    Tuğrul Bey, devamlı mücâdeleyle geçen uzun yıllar sonunda çok büyük isler basardı. Dünyanın en büyük devletlerinden birini kurup, Türk İslâm âlemine çok hizmeti geçti. Mâverâünnehir’den Anadolu’ya, Irak’tan Azerbaycan ve Kafkasya’ya kadar olan ülkede huzur ve emniyet tesis etti. Yirmi sekiz ülkeye kendi hâkimiyetini kabul ettirdi. Ziraî, ticarî faaliyet neticesinde iktisâdi hayat gelişip, refah seviyesi yükseltildi. Bizans akınlarında çok ganimet alınıp, büyük gelir elde edildi. Devlet teşkilâtı muazzam şekilde tesis edilip, kuvvetli temeller üzerine oturtuldu. Selçuklu Devlet Teşkilâtı, devrinde ve sonra kurulan Türk ve İslâm devletlerine numune oldu. Tuğrul Bey, yirmi beş yıl adalet, ihsan ve gazalarla geçen hükümdarlıktan sonra, hastalandı. Yetmiş yaslarında Rey yakınlarındaki yazlığında 5 Eylül 1063 tarihînde vefat etti. Tuğrul Bey âdil, vakur, cömert, samimi, iyi ve yumuşak huylu bir şahsiyetti. Halkı tarafından sevilen bir hükümdar ve ordusunca tam bağlanılan kuvvetli bir kumandandı. “Kendime bir saray yapıp da yanında bir câmi inşâ etmezsem, Allahü teâlâdan utanırım.” sözü Tuğrul Beyin dînî duygularını çok güzel ifâde etmektedir.
İBRAHİM BEYTER
Selçuk Üniversitesi
 Ortaçağ Tarihi
 Yüksek Lisans Öğrencisi
--------------------------------------------------------------------------------

KAYNAKLAR
■OSMAN TURAN, SELÇUKLULAR VE İSLAMİYET

■İBRAHİM KAFESOĞLU, SELÇUKLU TARİHİ

■M. ALTAY KÖYMEN, TUĞRUL BEY VE ZAMANI

Büyük Selçuklu'nun Anadolu'nun Fethi Politikası

Büyük Selçuklu'nun Anadolu'nun Fethi Politikası

Selçukluların Türkmenlere Karşı İzlediği Siyaset 


    Selçukluların kuruluşundan itibaren onları uğraştıran en temel meselelerden birisi de Oğuzların göçü ve iskânı meselesidir. Oğuzlar planlı programlı yaşamayı pek sevmezler. Devlete ise zayıf bir bağ ile bağlı olup bağlı oldukları Boy Beyi’nin hükümdara bağlılığı vasıtasıyla merkezle ilişkileri vardır. İşte bu vaziyette oğuzlar üzerinde hiçbir yaptırım gücü olmayan Hükümdar, Oğuzların kendilerine göre yurt ve hayvanlarına otlak bulma gailesi nedeniyle sürekli hareket halinde olup çoğu zaman yerleşik Müslüman halkın ya ekinlerine zarar veriyor ya da yağma hareketlerinde bulunmalarına rağmen kendi tebaası saymış ve onların bu sorunlarını halletmeye çalışmıştır. Selçuklular genelde bu sorunu şu yolla halletme cihetine gitmişlerdir:
 
■Türkmenleri Anadolu’nun Fethi için yollamak,

■Türkmenleri gaza ve cihada teşvik etmek,

■Türkmenlere arkadan lojistik destek sağlamak.
 
         Tarihçi Maverdi’nin bu konu hakkında bize naklettiği bilgiler; Abbasi Halifesi dönemin en önemli İslam âlimlerinden olup bu dönem için bulunmaz bir hazine olan “Ahkam-ı Sultaniye” yazarı Maverdi’yi İslam beldelerinde zarar vermekte olan Oğuzların durumunu görüşmek ve birdenbire ortaya çıkarak Gazneliler gibi önemli devleti yenip Türkistan bölgesine hâkim olan Selçukluların Şii olup olmadığını ve Abbasi halifeliği hakkındaki düşüncelerini öğrenmek maksadıyla, Tuğrul Bey’e elçi olarak yollamış ve bundan Selçuklulara ne kadar değer verdiğini anlayabiliyoruz.
 
Anadolu’nun Fethedilme Nedenleri:
 
1.Büyük Selçuklu Devleti kurulduğundan beri planlı ve programlı olarak hükümdarlarınca uygulanan resmi bir Anadolu Fethi politikası vardır(Osman Turan, M. Altay Köymen ve İbrahim Kafesoğlu).

2.Büyük Selçuklu Devleti’nin Anadolu’ya karşı resmi bir fetih politikası yoktur ve yapılan fetihler ise devletten bağımsız hareket eden Türkmenler ya da hanedan üyeleri tarafından yapılmıştır (Nejat kaymaz).

Anadolu’nun Fethi Sebepleri
 
1.Selçuklu ülkesine sığmayan ve tebaa olarak adlandırılan Türkmenlere yurt bulmak,

2.Müslüman halk ve ülkeleri Türkmenlerin saldırı ve istilalarından korumak,

3.Cihat ederek “Türk Cihan Hâkimiyeti Mefkûresi”ni gerçekleştirmek

        Tuğrul Bey resmi fetih politikası sonucu Amcaoğullarını Batı’yı ve Anadolu’yu fethetmekle görevlendirmiştir.
 

■Amcası Yusuf Yınal’ın oğlu İbrahim Yınal’ı İsfahan ve Hemedan’a ,

■Amcası Arslan Yabgu’nun oğlu Kutalmış ve Resul Tekin’i Hazar Denizi bölgesine,

■Musa İnanç Yabgu oğlu Hasan ile Kardeşi Çağrı bey’in oğlu Yakuti’yi Azerbaycan’a


       Göndererek buraların fethini merkezden gözetmekle beraber Anadolu’nun kapısı olan Kafkaslara sefer düzenlemiş ve Doğu Anadolu’dan geçmiştir.
 
Selçukluların Anadolu’ya Yaptıkları Seferler

         Anadolu daha önce yaklaşık 300 yıl boyunca Müslümanların akınına uğramasına rağmen fethedilemeyip Türkmenler yalnızca 50 yıl gibi kısa bir sürede Anadolu’yu fethetmişlerdir. Bunun nedeni ise, Araplar ganimet elde etmek için seferler düzenlerken Türkmenler yurt edinmek için mücadeleye girişmiş ve ele geçirdiği bölgelerde hemen yerleşmiş ve kendisine vatan edinmiştir. Bizans İmparatoru II. Basil Anadolu’ya yayılmasını engellemek için Kafkaslarda bulunan Ermeni prensliklerini yıkmış ve Ermenileri Sivas ve orta Anadolu’ya yerleştirerek burada tampon bir bölge oluşturmaya çalışmıştır.
 
     İmparator Konstantin (1042–1055) ise Liparit komutasında 1045’de Selçuklular üzerine yollamış ve Kutalmış Diyarbakır ve Musul’daki Yabgulu Türkmenleri yanına alarak Gence kalesi yakınlarında bu Bizans-Gürcü kuvvetlerini yenmiştir. Kutalmış bunun üzerine Tuğrul Bey’e; Bu bölgelerin zengin olduğunu, Romalılar(Bizans) kadınlar gibi korkak olduğunu ve bu bölgeleri hiçbir güçlükle karşılaşmadan elde edebileceklerini belirtmiştir.

PASİNLER SAVAŞI

     Tuğrul Bey zamanında Bizans ve Gürcülere karşı da büyük başarılar sağlanmıştı. Arslan Yabgu'nun oğlu Kutalmış ve İbrahim Yınal, Bizans-Gürcü kuvvetlerini Pasinler Savaşı ile büyük bir hezimete uğrattılar (1048). Bu savaşta Gürcü Kralı Liparit esir edilmiş; İstanbul'daki yıkık bir caminin onarımı ve Tuğrul Bey adına burada hutbe okunması şartıyla serbest bırakılmıştır. 1054 yılında Tuğrul Bey Azerbaycan'daki mahallî hükümdarları itaat altına aldıktan sonra Anadolu'ya yönelmiş ve Malazgirt'i kuşatmıştır. Ancak kışın yaklaşması üzerine geri dönmüş, Yakutî'yi Anadolu akınlarını devam etmekle görevlendirmiştir. İbrahim Yınal’ın bu zaferi sonunda Tuğrul Bey ona kaynaklarda geçen 40–150 bin arası altın hediye etmek istemişse de İbrahim Yınal kırgınlığından dolayı kabul etmemiştir.
 
Yapılan Antlaşmaya göre:
 
1.Emeviler döneminde Mesneme b. Abdülmelik tarafından İstanbul’da yapılmış olan cami ve medrese tamir edilecek,

2.Bu camide Şii Fatımi Halifesi adına okutulan hutbe artık Sünni Abbasi Halifesi ve Selçuklu Hükümdarı adına okutulacak,

3.Caminin mihrabına eski Türk hâkimiyet alametlerinden olan ve Tuğrul bey’in de kullandığı Ok-yay işlenecek,

4.Suğur veAvasım Bölgeleri Selçuklulara bırakılacak,

5.Bizans Selçuklulara yıllık vergi verecek.

     Böylece Selçuklular ilk üç madde ile İslam dünyasının liderliğini eline almıştır. Suğur veAvasım Bölgeleri’ni elde ederek Anadolu’da sağlam bir şekilde yerleşme başlamış oldu.
■İbrahim Beyter
Selçuk Üniversitesi
Orta Çağ Tarihi
Yüksek Lisans Öğrencisi


Yararlanılan Kaynaklar

■M. Altay Köymen, Tuğrul Bey Ve Zamanı

■Ali Sevim, Anadolu'nun Fethi Selçuklular Dönemi

Selçukluların Tarih Sahnesine Çıkışı

  Selçukluların Tarih Sahnesine Çıkışı

  Batı Türklüğünün en kalabalık ve güçlü kesimi olan Oğuzlar, II. Göktürk Devleti ve Uygur Kağanlığı zamanında daha batıya göç etmek zorunda kalmıştı. IX. ve X. yüzyıllarda gerçekleşen ikinci göçte, Guz adıyla anılan bir kısım Oğuz kitleleri Doğu Avrupa'ya kadar ilerlemiş, asıl kitle ise Seyhun nehri civarında kalmıştır. Seyhun bölgesine gelen Oğuzlar, X. yüzyılda kışlık merkezleri Yenikent olan bir siyasî teşkilât oluşturmuşlardır. Başkanlarına Yabgu denildiği için bu devlete de Oğuz Yabgu Devleti adı verilmiştir. Devletin sınırları Seyhun'dan Hazar Denizi'ne kadar uzanmaktaydı. Ancak Oğuz Yabgulularında asıl siyasî ve askerî güç yabgudan çok sübaşı, yani ordu komutanının elindeydi.

           Selçuklu Devleti'ne adını veren Selçuk Bey ve babası Dukak da sübaşı görevinde olup, Oğuz yabgusu ile aralarında gizli bir mücadele söz konusuydu. Nitekim kaynaklarda adı belirtilmeyen Oğuz yabgusu, bir Türk zümresi üzerine sefer yapmak isteyince sübaşı Dukak bu sefere itiraz etmiş ve bu yüzden aralarında kavga olmuş ve gizli mücadele böylece gün yüzüne çıkmıştır. Bu olay Dukak'ı sübaşılıktan etmişse de, onun ve ailesinin Oğuzlar arasındaki itibarını artırmıştı. Nitekim ölümünden sonra oğlu Selçuk da sübaşılık görevine getirilmiş, devletin askerî gücünü eline geçirmişti. Dukak ölünce, 17-18 yaşlarındaki Selçuk Bey subaşı oldu. Genç yaşına rağmen yüksek mevkilere ulaşan Selçuk Bey'in devamlı artan bir itibara sahip olması, Yabgu ve eşini telaşlandırdı. Onu başlarından atmak için çare aramaya başladılar. Öldürülmekten çekinen Selçuk Bey, kabilesiyle birlikte oradan ayrıldı. Güney yoluyla, muhtemelen 985 yılı sıralarında, Seyhun nehri kenarında bulunan Cend şehrine geldiler. Bölge ve şehir, İslam ülkelerine geçişte hudut durumundaydı. Sübaşı Selçuk ile yabgunun arası da açılmış, hem bu yüzden hem de yer ve otlak darlığı yüzünden, Selçuk ve emrindekiler Maverâünnehir'e göç etmek zorunda kalmışlardır.

             Selçuk Bey'in, Seyhun nehri kenarındaki Cent şehrine göçü (960) Selçuklu Devleti'nin ortaya çıkmasını sağlayacak önemli bir gelişmedir. Cent'te halkın büyük bir kısmı Müslüman idi. Selçuk ve kendine bağlı olanlar, eski inanışlarıyla benzerlik gösteren bu dine sıcak bakıyorlardı. Kısa bir süre sonra İslâmiyet'i kabul ettiler. Böylece siyasî ve sosyal yönden de yeni bir kimliğe ve güce sahip olmuşlardı. Nitekim Selçuk Bey, Oğuz yabgusunun yıllık vergiyi almak için gönderdiği memuru, kâfire haraç verilmeyeceğini söyleyerek Cent'ten kovdu. Müslüman olmayan Oğuzlarla mücadele etmekten kaçınmadı. Böylece İslâm ve Türk dünyasında şöhreti gittikçe yayıldı. Müslümanlığı kabul eden Oğuz kitlelerinin kendisine katılmasıyla Selçuk Bey, gücünü her geçen gün daha da artırmaktaydı.

           Sayılarının gittikçe artması üzerine Selçuk Bey, Samaoğulları hükümdarından kendilerine yeni bir yurt gösterilmesini istedi. Buhara yakınlarındaki Nûr kasabası yurtluk olarak gösterildi. Seyhun'u geçen Oğuzlar, Nûr kasabasına yerleşti. Buna karşılık Karahanlılarla çarpışan Samanoğullarına yardım edildi. Ancak Samanoğulları Devleti kısa bir süre sonra yıkıldı (999). Ülke Karahanlı ve Gazneliler tarafından paylaşıldı. Yüz yaşını geçmiş olan Selçuk Bey 1009 tarihin de Cent'te vefat etti. Selçuk Bey; Mikail, Arslan, İsrafil, Yusuf ve Musa adlarındaki oğullarıyla Büyük Selçuklu Devletinin temelini atıp, Tuğrul ve Çağrı adında iki torun bırakarak, yüz yaşlarında vefat etti. Selçuk Bey'in büyük oğlu, Tuğrul ve Çağrı beylerin babası olan Mikail, babasının sağlığında bir savaşta ölmüştü (998). Bu sebeple Tuğrul ve Çağrı adındaki iki oğlunu Selçuk Bey yetiştirmiştir İkinci büyük oğlu olan Arslan Bey, babasının yerine geçti. Yabgu ünvanını alarak, Selçuklular da denilmeye başlanan ailesini teşkilatlandırdı. Diğer kardeşi Musa ise onun yardımcısı durumundaydı. Karahanlılar'ın Samanî Devletine son vermesi üzerine, Özkend'den kaçan Samanî şehzadelerinden İsmail Muntasır'ın, Arslan Yabgu'ya sığınması, Karahanlılarla aralarının açılmasına sebep oldu. Arslan Yabgu komutasındaki Selçuklular, Karahanlılar karşısında başarılı muharebeler yaptılar.

        Arslan Yabgu, Maverâünnehir'i ele geçiren Karahanlılarla mücadele etti. Karahanlılara karşı isyan eden Ali Tegin ile ittifak kurdu. Buhara'yı ele geçirdiler. Bu güç birliğine karşı Gazneli Sultan Mahmut ve Karahanlı Yusuf Kadır Han anlaşmaya vardılar. Gazneli Mahmut, görüşmek isteği ile yanına çağırdığı Arslan Yabgu'yu tutukladı ve Hindistan'ın kuzeyindeki Kalincar Kalesi'ne hapsetti (1025). Arslan Yabgu 7 sene kaldığı bu kalede öldü(1032).

           Bu hadiseden sonra, Selçuklularla Gazneliler arasında açık bir mücadele başladı. Onun esareti yıllarında Selçuklular, ortak hükümdar sistemiyle yönetildi. Musa'yı yabguluğa, Yusuf'un oğlu İbrahim'i de yınallığa getirdiler. Mikâil'in oğulları Tuğrul ve Çağrı beyler, amcalarının hakimiyetini tanımakla birlikte, ayrı bölgelerde yaşamaya başladılar.

        Mahir süvarilerden oluşan Selçuklular, kalabalık hayvan sürüleri ve atları için, bol otlaklı, geniş yaylalar aradılar. Bu amaçla zaman zaman, komşuları Karahanlılar ve Gaznelilerin sınırlarına taşıp, yerli halkın şikâyetlerine sebep oldular. Onların bu durumunu kendileri için tehlikeli gören Karahanlılar, Selçuklu ailesi içinde karışıklık çıkarmak istedilerse de başaramadılar. Üzerlerine kuvvet gönderildi. Hattâ Yusuf Bey öldürüldü. Musa Yabgu ile birleşen Tuğrul ve Çağrı beyler, Karahanlı kuvvetlerini yenerek, Yusuf Bey'in intikamını aldılar. Siyasî durum iyice gerginleşti. Bölgede değişiklikler oldu. Bir baskınla Selçuklular bir hayli zayiata uğratıldılar. Bunun üzerine Çağrı Bey, dağılan Selçuklulardan üç bin kişilik bir süvari kuvvetiyle, Gazneli mukavemet mevkilerini aşarak, Doğu Anadolu sınırlarına kadar gitti. Van Gölü havzasından, kuzeyde Tiflis'e kadar uzanan bölgede keşif harekâtı yaptı. Ermeni ve Gürcü kuvvetlerini yenerek, bölgenin otlak ve yaylaklarının keşfiyle, gerekli siyasî, etnik, kültürel ve askerî stratejik bilgileri topladı. Bizans şehirlerine girdi. Keşif harekâtı neticesinde, bölgenin, Selçukluların yerleşmesine müsait olduğunu tespit ederek Tuğrul Bey'e bildirdi.



 İbrahim Beyter

Tuğrul Bey

Selçuklu Devletinin kurucusu, Oğuzların Kinik boyundan Selçuk Beyin torunudur. Babasının adi Mikail’dir. Muhtemelen 993 yılında doğdu. Babası Mikail, gazâ akınında şehit düşünce, dedesi Selçuk’un yanında büyüdü. Çocukluğu Cend’de geçti. Büyük bir itina ile yetiştirildi. Ailesinden dinî ve millî terbiye alıp, mükemmel silâh kullanmasını öğrendi.




Selçuk Beyin vefatıyla amcası Arslan Yabgu’nun Selçuklu ailesinin reisliğini almasına, kardeşi Çağrı Bey ile itiraz etmedi. Ancak dedelerinin vefatından sonra iki kardeş Cend şehrini terk ederek batıya göç ettiler. Burada Mâverâünnehr hükümdarı Ilek Nasr’in kendilerine karşı düşmanca siyaseti üzerine Çağrı Bey ile Karahanlı hükümdarı Bugra Han’ın ülkesine gittiler. Tuğrul Bey, Karahanlılar ülkesinde hapis edildiyse de, Çağrı Bey, Bugra Han ordusunu yenip pek çok esir aldı. Alınan esirler karşılığı Tuğrul Bey serbest bırakıldı. Tekrar Mâverâünnehr’e döndüler. Buhara hâkimi Karahanlı Ali Tegin’in aleyhlerine faaliyeti ve yeni durum üzerine Tuğrul Bey çöle çekildi. Çağrı Bey de yeni vatan keşfi için Rum Gazâsına çıktı. İki kardeş, Rum Gazasından alınan ganîmetlerle çok zenginleştiler.



Arslan Yabgu, 1205’te Gaznelilerce esir alınıp, Hindistan’da hapsedilince, iki kardeş ortak iktidar sistemiyle Selçuklu ailesinin lideri oldu. Liderliği Karahanlı Ali Tegin tarafından şüpheyle karşılanınca, ikili liderlik sistemi yerine amcaları Musa’yı Yabgu yapıp, üçlü iktidar sistemine geçtiler. 1034 sonbaharında, Gaznelilerin müttefiki Oğuzlardan Sah Melik, Selçuklulara anî bir baskın yapınca, zayıfladılarsa da, tekrar toplandılar. On bin kişilik kuvvet toplayarak Gaznelilere ait Horasan’a girdiler.



Tuğrul Bey ve diğer Selçuklu hanedan mensupları toprak sahibi olunca, Oğuz boyları ve kabile reisleri yanlarına akın edip, toplandılar. Tuğrul Bey, çok güçlenip, bölgenin nüfusu artınca; Gazneli Mes’ûd’a önceki üç şehrin dar geldiğini bildirip, 1037’de Merv, Serahs ve Bâverd’iyi de istedi. Bu şehirlere karşılık da Gaznelilerin maaşlı askeri olma ve Horasan’daki asayişi temin etme taahhüdünde bulundular. Teklifleri oyalamaya alınınca, Tuğrul Bey küçük gruplar hâlinde akın harekâtı yaptırdı. Çağrı Beyin idare ettiği akınlarda Selçuklular Cüzcan, Tâlekan ve Faryâb’dan Rey’e kadar harekâtta bulundular. Selçuklu akınlarını durdurmak için Gazneli Mes’ûd’un gönderdiği ordu Serahs yakınında 1038 Haziranında yenildi. Zafer sonrasinda toplanan kurultayda Tuğrul Bey, hükümdar ilân edildi. Bu kurultay kararı ve 1038 tarihî Selçuklu Devletinin kurulusu olarak kabul edilir. Tuğrul Bey Nisabur’da kalıp, Çağrı Bey Merv’de melikler meliki olarak, askerî harekâtları idare ederek ordu kumandanlığı yaptı.



Harezm'de Cent Hâkimi Şah Melik tarafından 7–8 bin Türkmen'in öldürüldüğü korkunç baskın(1034), ve müttefikleri Harzemşah Harun ve Ali Tegin'in ölümleri (1035) üzerine, Selçuklular Horasan'a geçmek zorunda kaldılar. Tuğrul ve Çağrı Beylerin beraberlerinde Musa Yabgu ve İbrahim Yınal kuvvetleri olduğu hâlde, Gazneli hâkimiyetindeki Horasan'a girişleri, Gazneli sultanı Mesut'u oldukça telâşlandırdı. Çünkü daha önce bu bölgeye gelen Türkmenler, Gaznelileri çok uğraştırmıştı. Bu sebeple Gazneli Mesut büyük bir ordu hazırladı. Ancak Nesa yakınlarında yapılan savaşta Selçuklular bu orduyu ağır bir yenilgiye uğrattı (Haziran 1035). Gazneli Mesut, Selçuklulara bazı bölgeleri bırakmayı kabul etti. Fakat Selçukluların kazandığı zaferi duyan Oğuz kitleleri bölgeye akmaya başlamıştı. Bu durum karşısında Gaznelilerden yeni bölgeler istendi. Bu isteği geri çeviren Gazneli Mesut, Selçukluların üstüne yeniden bir ordu gönderdi. Serahs yakınlarında yapılan savaşta Selçuklular yine büyük bir zafer kazandı (Mayıs 1038). Horasan'ın tamamı Selçuklu hâkimiyetine geçti. Selçuklular bağımsızlıklarını ilân ederek ilk idarî düzenlemeleri yaptılar. Tuğrul Bey ele geçirilen Nişabur'u devlet merkezi ilân etti. Gaznelilerle antlaşma yapıp; Nesâ, Ferâve ve Dihistan’ı aldılar. Ayrıca Tuğrul Bey‘e Gazneli Mes’ûd tarafından hâkimiyet alâmetlerinden olan hil’at, at, mensur ve sancak gönderildi. Tuğrul Bey antlaşmayla Nesâ’da Gaznelilere tâbi federal bir devlet kurmuş olmasına rağmen, resmî ilânı yoktur.



DANDANAKAN SAVAŞI

Tuğrul Beyin Nisabur’da istiklâlini ilân etmesi, Gazne’de hoş karşılanmadı. Çağrı Bey, 1039 yılında Gaznelilerle iki kere muharebe yapıp, yenildi. Tuğrul Bey ve diğer Selçuklu hanedanları, Gazneli Mes’ûd’un düzenli ordusuna karşı gerilla harpleri yapıp, onları yıprattılar. Gazneli Mes’ûd, antlasma istedi. Tugrul Bey, Gaznelilerin türlü metodlarla Selçuklulari Horasan’dan çikarabileceklerini tahmin ederek, zaman kazanmak ve hazirliklari tamamlamak için çöle çekildi.



Horasan'ı kaybeden Gazneli Sultanı Mesut, Selçuklulara kesin bir darbe indirmek için ordusunun başına geçti. Sefer esnasında katılanlarla birlikte Gazneli ordunun mevcudu 100 bine ulaşmıştı. Osman Turan’a göre Gazneli ordusu 70 bin süvari, 30 bin yayadan; M. Altay Köymen’e göre ise ordu 50 bin kişilikti. Bunun yanında orduda fillerde mevcuttu. Ancak fillerin sayısı hakkında kesin bir bilgiye sahip olmazken bazı kaynaklar 60, bazı kaynaklar ise 300 tane filden bahseder. Selçuklu kuvvetleri ise ancak 20 bini bulan hafif süvarilerden oluşmaktaydı. Sultan Mesud yalnız başına Selçuklular ile baş edemeyeceğini düşünerek Selçukluların ezeli düşmanı Cend meliki Şah Melik ile anlaşarak ona Harezm valiliğini vermiştir. Sultan Mesud harekete geçer geçmez Selçuklular onu takip etmiş ve gerilla savaşları ile yıpratmaya başladılar. Bununla birlikte Gazneli ordusu daha görünürde yokken Selçuklularda bazı fikir ayrılıkları görülmüşse de kısa sürede halledilmiştir. Tuğrul Bey: “Horasan’da kuvvetlerinin azlığından bahsederek Rey ve civarına giderek buradaki Türkmenleri toplayıp sonra Gaznelilerle savaşmayı,” beyan etmişse de Çağrı Bey’in: “Gazneli ordusunun filler nedeniyle hantal olduğu ve kendilerinin süvari oldukları için hızlı hareket ederek vur-kaç taktiğiyle Gaznelileri yorduktan sonra savaşmak” fikir kabul görmüş ve uygulamaya geçilmiştir.







Dandanakan’dan önce Gaznelilerle iki küçük savaş yapan Selçuklular ilk karşılaşmada yenilmiş ve geri çekilmişlerdir. İlk yenilginin hemen akabinde Musa İnanç Yabgu Dandanakan’da Selçuklu ordusunun yarısını teşkil edecek olan 10 bin kişilik bir kuvvetle intisap ettiğinde Sultan Mesud’un Zulmünden kaçan Börü Tekin ve bazı komutanlarla onlara bağlı kuvvetler de Selçuklulara katılmıştır. Bu durumdan çekinen Gazneli Mesud araya ramazan ayı girmesi dolayısıyla ve Selçukluları oyalamak maksadıyla toplanan mecliste vezirinin önerisiyle Selçuklularla barış yapıp bu arada da ordusunu dinlendirmek ve yeni kuvvetler toplamak maksadıyla Sultan Mesud’dan habersizmiş gibi vezir adına Selçuklulara elçi yollanmıştır. Selçuklular gelen elçilik heyetini iyi karşılamış ve onlarla birlikte elçilerini Gazneli vezirine yollayarak bir anlaşma icra edildi.







Bu antlaşmaya göre:





1. Gazneliler çekilip Herat’a gidecek,



2. Nesa, Baverd ve Ferave Selçuklulara verilecek,

3. Selçuklular Müslüman ahaliye saldırmayacak ve mallarını yağmalamayacaklar,

4. Selçuklular halen ellerinde tuttukları Nişabur, Merv ve Serahs’tan çekilecek.





Ancak yukarda saydığımız maddeler hayata geçmedi. Çünkü her iki taraf da bu antlaşma ile zaman kazanmak istemiş ve Sultan Mesud’un antlaşmaya uymayarak hızla savaşa hazırlandığını öğrenen Selçuklular, terk etmeleri gereken yerleri bırakmayıp hatta yeni yerler bile ele geçirdiler.







Sultan Mesud Tus’a gelerek Nişabur’da bulunan Tuğrul Beyi ele geçirmeye çalışmış, Tuğrul Bey Baverd’e çekilmiş, Sultan Mesud oraya hareket edince bu sefer Ferave’ye çekilmiştir. Bu çekilmeler sırasında köy ve kasabalar boşaltılıyor, ekin ve otlaklar tahrip ediliyor, kuyular ya dolduruluyor ya da içilmez hale getiriliyor, her türlü gıda maddesi yok ediliyordu. Sultan Mesud ordusunun yorgun, aç ve susuz olduğunu görerek dinlenmek ve yem-gıda temini için Nişabur’a çakildi. Gazneli ordusunun bariz şekilde sayıca üstünlüğü olduğundan Selçuklu ordusu yıpratma savaşı vermeyi uygun bulmuştu. Bu sebeple ordu çöllere doğru çekildi. Nişapur'a giren Gazneli Mesut, Selçuklu ordusunu takibe koyuldu. Selçuklu birliklerinin vur-kaç taktiği ile iyice yıpranan Gazne ordusuna karşı meydan savaşı yapma zamanının geldiğine karar veren Çağrı Bey nihayet Merv yakınındaki Dandanakan Hisarı önünde Gaznelileri karşıladı. Üç gün süren savaş sonucunda Gazneli ordusu ağır bir yenilgiye uğratıldı (22–24 Mayıs 1040). Savaştan sonra Gaznelilerin tüm hazinesi Selçukluların eline geçmiş ve öğleden sonra toplanan Kurultay’da Tuğrul Bey “Sultan” ilan edilmiştir. Merv'de yapılan kurultayda devlet teşkilâtı düzenlendi.







Bize bu olaylar hakkında en iyi malumatı Sultan Mesud’un hizmetinde bulunan ve “Tarih-i Beyhaki” adlı 30 ciltlik bir eseri olup bu savaşta Sultan Mesud’un yanında bulunan çağdaş tarihçi Beyhaki vermektedir. Hatta o Sultan’ın Hususi hizmetinde olan 370 Türk Gulam’ın Selçuklular safına geçtiği hakkında bilgi vermektedir.







Sultan Mesud yenilgisinin faturasını kumandanlarına kesmiş ve onları görevden alarak idam etmiştir. Karahanlı Prensi Börü Tekin’e Toharistan’ı vererek ittifak kurmak istemişse de başarılı olamamıştır. Çağrı Bey büyük bir orduyla Belh üzerine yürüdüğünde gönderilen Gazneli ordusunu perişan edip Belh şehrine hâkim oldu. Sultan Mesud bunun üzerine Hindistan’a gidip orada Selçuklularına karşı asker toplamak maksadıyla ama gerçekte Selçuklulardan korktuğundan kaçtığı için Hindistan’a gittiğinde 1041 yılında orada öldürülmüş ve artık Gazneliler tarih sahnesinden silinirken yerini Selçuklulara bırakmış oldu.







Dandanakan Savaşı’nın Sonuçları





Dandanakan Savaşı, Selçuklular için bir dönüm noktası olmuştur. Aslında Serahs Savaşı'yla fiilen kurulmuş olan devlet, bu savaş neticesinde hukuken bağımsızlığını kazanmış, bölge ülkeleri ve halife Selçuklu devletini tanımıştır. Böylece bölgedeki en büyük güç hâline gelen Selçuklular, Türkleri bir bayrak altında toplamaya başlayacak ve İslâmiyet'in öncülüğünü üstleneceklerdir.







1. Selçuklular bağımsızlıklarını ilan etmiş,

2. Horasan tamamen Selçukluların olmuş,

3. Selçuklular dost-düşman tüm İslam ülkelerine (Abbasi Halifesi’ne, Karahanlı Hükümdarlarına, Börü Tekin’e, Türkistan büyüklerine, İran’da bulunan Kakuyaoğulları'na, Buhara Hükümdarına...) Fetihnameler yollamıştır.



4. Gazneliler artık yıkılma sürecine girmiş ve Hindistan’daki İslamlaşma süreci Babürşahlara kadar durmuştur.





Abbasi Halifesi’ne Yollanan Mektubun Mahiyeti







Tuğrul Bey özel elçi olarak Ebu İshak el-Fukai’yi şu mahiyette olan mektup ile yollamıştır:







· Sultan Mesud ve Sultan Mahmud’un kendilerine zulümler yaptığını,

· Bu zulümlere karşı Horasan Halkı’nın kendilerinden yardım istediğini,

· Gaznelilerin saldırdığı için müdafaa amaçlı savaştıklarını,

· Gaznelilerin kölezade olduğunu ve kendilerinin soyu Afrasyab(Oğuz Kağan)’a dayandığı için sultanlık onların hakkı olduğunu,



· Cihada devam ederek zulümleri kaldıracaklarını,





Belirterek eski Türk devletlerinin hâkimiyet alameti olan ok ve yay göndermişlerdir.











Selçukluların Oluşturduğu İlk Devlet Teşekkülü





Tuğrul Bey resmen tahta oturduktan sonra merkeziyetçi bir yapı istemesine rağmen, eski Türk devletlerinde olan Feodal Hâkimiyet Anlayışı’nı devam ettirmek zorunda kalarak her bir hanedan üyesine yönetmeleri için bir bölge bıraktı. Çünkü Çağrı Bey Selçukluların kazandığı tüm savaşlarda büyük yararlıklar göstermiş; Musa İnanç Yabgu Selçuk Bey’in oğlu ve Çağrı-Tuğrul kardeşlerin amcası olduğu halde devlet yönetimini onlara bırakmıştır. Bununla birlikte amcaları Arslan Yabgu’nun oğlu Kutalmış babasından kalan bir yönetim hakkı iddiasıyla birlikte emrindeki sayıca fazla olan Türkmenlerin desteğiyle çok önemli başarılar kazanmıştır. Tüm bu saydığımız ve sayamadığımız sebeplerden dolayı Tuğrul Bey hanedan üyelerine yönetimde yer vermiştir.







· Tuğrul Bey; Sultan unvanıyla merkez Nişabur ve Batı kesimleri Metbu Sultan olarak,



· Çağrı Bey; Melik unvanıyla merkez Merv olmak üzere Serahs ve Belh şehirlerini ordu komutanı olarak,



· Musa İnanç; Yabgu unvanıyla merkez Herat olmak üzere Best ve İstizar’ı içine alan Sistan bölgesini,



Almışlardır.







Yukarıda saydığımız gibi; Selçuklu ülkesi ve ele geçirilmesi plânlanan memleketler Selçuklu hanedanına mensup üç lider arasında taksim edildi. Buna göre merkezi Merv olmak üzere Ceyhun ve Gazne arasındaki bölge Çağrı Bey'e; Herat merkez olmak üzere Bust -Sistan arazisi Musa Yabgu'ya verildi. Tuğrul Bey Sultan unvanı ile başkent Nişapur'da kaldı, Irak kendisine bağlandı. Çeşitli bölgelere gönderilen diğer hanedan üyeleri de Sultan Tuğrul'un emrine verildi. Bunlar daha sonra Büyük Selçuklulara bağlı kalmakla beraber kendi devletlerini kurdular. Hanedan üyeleri kendilerine ayrılan toprakları birer birer zapt ediyordu. Kısa zamanda, kuzeyde Harezm dahil, Maveraünnehir, Sistan, Mekran bölgesi, Kirman ve civarı, Hürmüz emirliği, hattâ Arabistan Yarımadasında Umman ve dolayları ile Cürcân, Bâdgis, Huttalân tamamen zaptedildi. Tuğrul Bey, Taberistan, Kazvin, Dihistan, İsfehan, Nihavend, Rey ve Şehrezur'u alarak devletin sınırlarını genişletti. 1046'da Gence, 1048'de Erzen, Karaz, Hasankale, Erzurum ve havalisindeki Gürcü, Ermeni ve Bizans orduları yenilgiye uğratıldı.









Çagri Beyin 1060’ta vefâtina kadar ortak iktidar sistemine göre hareket edilmesine ragmen, devleti temsil yetkisi Tugrul Beye âitti. Tugrul Bey hükümdarligini ve Selçuklulari maddî güçlerle kuvvetlendirdigi gibi mânevî olarak da Halîfe, âlim ve tasavvuf ehlinden destek aliyordu. Tebaasinin refah seviyesini yükseltip, orduyu askerî sisteme göre teskilâtlandiriyordu. 1040 Dandanakan Zaferi ve 1043’te devlet merkezini Rey’e tasimasi sebebiyle Bagdat’taki Abbâsi Halîfesi El-Kaim’e tekrar bagliligini arz etti. Selçukluların batısındaki Bizans ülkelerine fetih harekâtı ve akınlarında bulundu. Erzurum Hasankale’ye gelip, Malazgirt’i fethetmek istediyse de kisin yaklaşması üzerine, baharda gelmek üzere kuşatmayı kaldırdı. Tuğrul Bey, hâkimiyet ve tahrik sebebiyle kendine asi olan üvey kardeşi Ibrâhim Yinal’in isyanını 1058’de bastırıp, onu cezalandırdı.







Tuğrul ve Çağrı Beyler, amcaları Arslan Yabgu'nun tutuklanması üzerine fiilen Oğuzların liderleri durumuna geldiler (1025). Ancak geleneğe uygun olarak diğer amcaları Musa'yı yabgu ilân ettiler. Arslan Yabgu'nun ölümünden sonra Selçuklularda kısa süren bir dağınıklık yaşandı. Arslan Yabgu'ya bağlı Türkmenlerin bir kısmı, Gazneli Mahmut'un izniyle Horasan' a geçti. Bunlar ileride Selçukluların Irak ve Horasan kolunu oluşturacaklardır. Arslan Yabgu ile ittifak kurmuş olan Buhara hâkimi Ali Tegin, Tuğrul ve Çağrı Beylerin kendine bağlı kalmasını istiyordu. Buna karşı çıkan Tuğrul ve Çağrı Beyler ile Ali Tegin arasında şiddetli muharebeler cereyan etti. Selçuklular Harezm bölgesine çekilmek zorunda kaldı. Gazneli Valisi Harezmşah Altuntaş'ın gösterdiği bölgeye oturdular (1030 ). Ancak daha sonra, artan Gazneli tehlikesine karşı Selçuklular, Ali Tegin ve Harezm valisi ile ittifak kurdular.







Selçuklu-Şah Melik Mücadelesi









Sultan Mesud Harezm bölgesini Şah Melik’e tevcih edince 1041 yılında 40000 kişilik bir ordu ile Harezm hâkimi Harezmşah İsmail üzerine yürüdüğünde Selçuklu emiri olan Harzemşah İsmail karşı kayar ve yenilir. Şah Melik de bu sırada Harzem’in merkezi olan Ürgenç’i alarak Sultan Mesud’un ölümünden habersiz adına hutbe okutup tahta çıkar. Harzemşah İsmail Selçuklulara sığınarak yardım ister. Çağrı Bey ve oğulları ile Tuğrul Bey Harzemşah İsmail’i de yanına alarak Şah Melik üzerine yürüyünce Şah Melik kaçar, ancak onu takip eden Selçuklu Kuvvetleri yakalayarak zindana attılar. Şah Melik böylece zindanda ölerek Selçuklular yıllar önce kendilerine ağır bir darbe vuran ezeli düşmanlarından kurtulmuş oldular.





Doğuda yapılan seferlerde Çağrı Bey Gaznelileri tamamen Horasan'dan çıkardı, Belh şehrini ele geçirdi. Karahanlıları barış yapmak zorunda bıraktı. Çağrı Bey'in oğlu Yakutî Hint denizi kıyılarındaki Mekran'ı aldı. Diğer oğlu Kara Arslan Kavurd ise Buveyhîler'in hâkimiyetindeki Kirman'ı, Hürmüz Emirliği'ni ve Umman'ı Selçuklu idaresine bağladı. Tuğrul ve Çağrı Beylerin birlikte çıktığı seferde Harezm bölgesi tamamen Selçuklulara geçti. (1043).







Selçuklu Başkentleri ve Başkentin Rey’e Nakledilmesi





· Nişabur: İlk başkent olup Tuğrul Bey zamanında devletin merkeziydi.



· Rey(bugünkü Tahran şehri): Tuğrul Bey ve Alparslan zamanında.



· İsfahan: Melikşah zamanında.



· Merv: Sancar zamanında başkentlik etmişlerdir.









Rey’e devlet yönetimin nakledilme nedeni ise; Tuğrul Bey İran'daki birçok bölgeyi bizzat çıktığı seferle ele geçirdi. Tuğrul Bey'in üvey kardeşi İbrahim Yınal, İran'ın en önemli merkezlerinden Rey şehrini zapt etti ve Tuğrul Bey'i buraya davet etti. Tuğrul Bey, fetih bölgelerine daha yakın olması sebebiyle Nişabur' u bırakarak, Rey'i devletin yeni başkenti yaptı(1042). Selçuklu Devleti’nin fetih yönü batı olduğundan buradan fetihler daha kolay yönetilebiliyordu. Böylece fetihler için üs olmuştur.















YARARLANILAN KAYNAKLAR









* OSMAN TURAN, SELÇUKLULAR VE İSLAMİYET









* İBRAHİM KAFESOĞLU, SELÇUKLU TARİHİ









* M. ALTAY KÖYMEN, TUĞRUL BEY VE ZAMANI







Farklı Tarih yazarı ve Selçuk Üniversitesi



Ortaçağ Tarihi Bilim Dalı Yüksek Lisans Öğrencisi İBRAHİM BEYTER