Selçuklu Sultanlığı ve İslam Halifeliği
1043 yılında sürekli Büveyhoğullarının saldırısına maruz kalan ve baskı altında olan Abbasi Halifesi Selçuklulardan yardım istemiş, Tuğrul Bey elçilere çok iyi davranıp onları ağırlamışsa da hâkimiyetini güçlendirmeden davete icap etmemiştir. Ancak 1055 yılında yola çıkabilmiştir.
Tugrul Beyin Abbasî Halîfesiyle münâsebeti Sünnî Islâm dünyasinda büyük îtibâr kazanmasina sebep oldu. Halîfe El-Kaim, Tugrul Beyin yanina; büyük Islâm âlimlerinden olup, sosyal ve devlet idâresi hakkinda Ahkâm-üs-Sultâniye isimli eserin sâhibi olan Maverdî’yi gönderdi. Tugrul Bey, ülkesinde hutbeyi Abbasî Halîfesi adina okuttu; halîfenin zâlim Büveyhîler ve âsîlere karsi yardim talebini kabul etti. Halîfeye bildirdigi arz; samimiyetinin ve temiz itikadinin ifâdesi olup, sunlari ihtivâ ediyordu: Halîfeye hizmet etmek serefine kavusmak, Mekke’de Hac yapmak ve Hac yollarini Bedevîlerin taarruzundan korumak, Suriye ve Misir’da Fâtimîlerle harp etmektir.
Seferin Nedenleri:
1.Mısır Şii Fatımi Halifeliği’ni ortadan kaldırmak,
2.Şiilerin fesadını yok etmek,
3.Abbasi halifeliği ile Selçuklu Sultanlığı’nı birleştirerek Türk-İslam Dünyasına hâkim olmak.
Tuğrul bey’in Halife’ye gönderdiği Mektupta Belirttiği Sebepler:
1.Hacca gidip hac yolarını temizlemek,
2.Asileri(Büveyhoğullarını) temizlemek,
3.Hz. Peygamber’e hizmet edip şereflenmek,
4.Mısır ve Suriye şaşkınlarını ortadan kaldırmak.
Tuğrul Bey’in Bağdat’a Gelişi
Halife Tuğrul Bey’in yaklaşması üzerine kendi adının yanında Tuğrul Bey’in adını okutmaya başlamış ve muhteşem bir tören düzenleme hazırlıklarına başladı. Tuğrul Bey, burada muhteşem bir tören ile karşılanmış ve Tuğrul Bey halifeye saygısını göstermek için yer öpmüş, halife de yanına ikinci bir taht kurarak ona taç giydiripHalifelik makamına ve Bağdat şehrine hizmetinden dolayı, 25 Ocak 1058'de Tuğrul Beye iki altın kılıç kuşatan Halife, onu “Sultanu’l-Mağrib Ve’l Maşrik (Doğu’nun ve Batı’nın Sultanı)”, “Rükniddin (Dinin Direği)” ve “Emiru’l-Mümin (Müslümanların Hükümdarı)” unvanlarını vererek tahta oturtmuştur. Böylece İslam dünyasında din işleri Abbasi Halifeliği’nde; idari ve siyasi işler Selçuklu Sultanı’nda olmak üzere, din ve devlet işleri birbirinden ayrılmasıyla ilk “Laiklik Sistemi” ortaya çıkmış oldu.
Büveyhoğulları Selçukluların yaklaşmaları üzerine halife aracılığıyla bağlılıklarını bildirmiş ve affedilmişlerdir. Selçuklu ordusu Bağdat dışında konaklarken bazı askerler şehre girerek alış verişte bulunduğu sırada kenar mahallelerde Şiiler askerlere saldırdığından Komutanların emriyle Şii mahalleleri istila ederler. Tuğrul Bey de bu durumu halifeye şikâyet ederek Büveyhoğulları hâkimini yakalatıp öldürür ve bu devletin Şiilik politikasına son vermiş oldu. Tuğrul Bey, Abbasi Halifesi Kaim bi-Emrullah'ın isteği üzerine, Şiî Büveyhoğullarının tehdidi altındaki Bağdat'a 1055 ve 1058'de iki kez girmiş ve böylece "doğunun ve batının hükümdarı" unvanını bizzat halifeden alarak, Selçukluların İslam âlemine olan üstünlüğünü perçinlemiş oldular.Selçuklu sultanının, halife tarafından "Dünya Hakanı" ilan edilmesi, Türklere büyük itibar kazandırdığı gibi, alplik ruhunu okşayarak, İslamı yayma çabalarına daha fazla sarılmalarına yol açtı.
Artık Bağdat’a tamamen hâkim olan Tuğrul Bey burayı kendi ülkesiymiş gibi tanzim etmeye başlayarak Bağdat Şahneliği’ne Aytekin’i getirmekle beraber vergi sistemini düzenlemiş ve halifeyi maaşa bağlattı. Bununla birlikte Çağrı Bey’in kızı Hatice Arslan Hatun ile Halife Kaim bi-Emrullah'ın nikâhını kıyarak 1062’de muhteşem bir düğün merasimiyle araya akrabalık tesis etmiş ve hâkimiyetini sağlamlaştırdı.
Tuğrul Bey’in Bağdat’a girmesi ve Büveyhoğullarını sonlandırması Fatımileri rahatsız etti. Büveyhoğullarından kaçan askerleriyle komutanlarından Arslan Besasiri Mısır’a giderek Şii Fatımi Devleti’nin yardımını da alarak bir ordu kurdu. Buna karşı Tuğrul Bey Musul Arap Emiri Kurayş’ı yolladı ve 1057 yılında Sincar’da meydana gelen savaşı önemli ölçüde kayıplar veren Selçuklular kaybetti. Sincar halkı yaralanan Selçuklu askerlerini işkencelerle öldürmüşler ve savaşta yaralanan Kurayş ise Şii’lerin tarafına geçmiştir.
Bununla birlikte Musul, Şii Fatımi halifeliği adına hutbe okutmaya başlayınca Tuğrul Bey Muhasara aletleriyle sefere çıkarak Irak Bölgesini Şii’lerden temizler. Tehlikenin Büyüklüğünü gören Besasiri ise Mısır’a kaçar. Selçukluların Şii’lere yenilmesi üzerine yerli emirler isyana başlamış ve Diyarbekir Mervani Emiri’nin itaatsizliği sonucu Tuğrul Bey’in üstüne geldiğini duymasıyla çeşitli hediyeler yollayarak affını istemesiyle affedilmiştir. Böylece Tuğrul Bey yönünü Sincar üzerine çevirmiş ve orayı kuşatarak ele geçirince halkını kılıçtan geçirdiğinde işkence ile öldürülen askerlerin intikamını almış oldu. Tuğrul Bey, Musul valiliğine İbrahim Yınal’ı atayarak Bağdat’a döndü.
Şehzade İsyanlarının Bastırılması Ve Arslan Besasiri Belasının Defedilmesi
Tuğrul Bey Musul-Mısır seferindeyken Kutalamış’ın kardeşi Resul Tekin, Basra, Ahlat ve Şiraz bölgelerini ele geçirip isyan etti. Bu bölgelerin valisinin Resul’ü yenmesi sonunda halife araya girerek affedilmesini sağlamıştır. İbrahim Yınal Arapların çoğunluk teşkil ettiği Musul bölgesinden ayrılarak Türkmenlerin çoğunlukta olup orada daha rahat asker toplanılan Cibal bölgesine gitmiş ve isyan etti. Halife’nin araya girmesiyle affedildi. Bu sırada Arslan Besasiri ve onun tarafına geçmiş olan Kurayş Musul’u kuşatmaktaydı. Dört aylık kuşatma sırasında Musul’u korumakla görevli komutanlar Bağdat’a kaçmış, Musul da elden çıkmış ve Tuğrul Bey II. Musul Seferine çıkınca Besasiri Musul’u yağmalayarak kaçtı.
Durumdan yararlanmak isteyen İbrahim Yınal, Hemedan’a giderek büyük bir Türkmen kuvveti toplamış ve üçüncü defa olmak üzere isyanda bulundu. Fatımiler isyana destek çıkmış, Kutalmış ve Resul Tekin ile beraber diğer Selçuklu şehzadeleri isyana katıldı. Bu durum karşısında Tuğrul Bey kuvvetlerini üçe ayırmış; bir kısmı Sultan Tuğrul ile asiler üzerine, bir kısmı Arslan Besasiri ve Şiiler üzerine ve bir kısım da Bağdat’ı korumak için gönderilmiş. 30 000 civarında askeri olan İbrahim Yınal ile savaşan Sultan yenilerek Hemedan Kalesi’ne sığınarak Bağdat’ta bulunan vezirine, hanımına ve üvey oğluna haber yollayarak yardım istemiş. Ancak veziri üvey oğlunu tahta geçirmeye çalışınca hanımı Altuncan Hatun büyük bir basiret örneği göstererek bunları tevkif etmeye çalışınca kaçmak zorunda kalmışlardır. Ardından Altuncan Hatun Çağrı Bey’den yardım istemiş ve kendisi de yardıma koşmuştur. Yardım çağrılarına cevap veren Çağrı Beyoğlu Alparslan ve Kavurt komutasında kuvvet yollamış ve Alparslan isyanı bastırarak İbrahim Yınal’ı esir edip Sultan’a teslim etmiştir.
Selçuklu Sultanlarının otak özelliğini yeri gelmişken vurgulamadan geçemeyeceğiz: Selçuklu Sultanlarının en büyük özelliği kendisine isyan eden hanedan üyelerini affetmişlerdir. Yine her zamanki gibi Selçuklu dâhilinde çıkan karışıklıklardan istifade saldırıya geçen Arslan Besasiri, Bağdat şehrini ele geçirmiş ve onu korumakla mükellef Şahne Aytekin kaçmak zorunda kalmıştır. Besasiri Abbasi Halifesini tahttan indirerek Mısır Şii Fatımi Halifesi adına hutbe okutup para bastırmıştır. Bu sırada Çağrı Bey öldüğünden çocukları arasında hâkimiyet bölgeleri için mücadele yaşanmasını engellemek ve o bölgeleri yeğenleri arasında paylaştırmak düşüncesiyle ve hanımı Altuncan Hatun’un ölmesinden dolayı Bağdat’a Tuğrul Bey geç dönmek zorunda kalmıştır. Basra bölgesini ele geçirmeye çalıştığında isyanı bastırarak üzerine gelen Tuğrul Bey’den kaçmıştır. Tuğrul Bey kuvvetler yollayarak Arslan Besasiri’yi yakalatıp öldürmüştür. Böylece Sultan Tuğrul iki kez Abbasi Halifesi’ni Şii’lerin elinden kurtarmış ve tahtına oturtmuştur.
Tuğrul Bey, devamlı mücâdeleyle geçen uzun yıllar sonunda çok büyük isler basardı. Dünyanın en büyük devletlerinden birini kurup, Türk İslâm âlemine çok hizmeti geçti. Mâverâünnehir’den Anadolu’ya, Irak’tan Azerbaycan ve Kafkasya’ya kadar olan ülkede huzur ve emniyet tesis etti. Yirmi sekiz ülkeye kendi hâkimiyetini kabul ettirdi. Ziraî, ticarî faaliyet neticesinde iktisâdi hayat gelişip, refah seviyesi yükseltildi. Bizans akınlarında çok ganimet alınıp, büyük gelir elde edildi. Devlet teşkilâtı muazzam şekilde tesis edilip, kuvvetli temeller üzerine oturtuldu. Selçuklu Devlet Teşkilâtı, devrinde ve sonra kurulan Türk ve İslâm devletlerine numune oldu. Tuğrul Bey, yirmi beş yıl adalet, ihsan ve gazalarla geçen hükümdarlıktan sonra, hastalandı. Yetmiş yaslarında Rey yakınlarındaki yazlığında 5 Eylül 1063 tarihînde vefat etti. Tuğrul Bey âdil, vakur, cömert, samimi, iyi ve yumuşak huylu bir şahsiyetti. Halkı tarafından sevilen bir hükümdar ve ordusunca tam bağlanılan kuvvetli bir kumandandı. “Kendime bir saray yapıp da yanında bir câmi inşâ etmezsem, Allahü teâlâdan utanırım.” sözü Tuğrul Beyin dînî duygularını çok güzel ifâde etmektedir.
İBRAHİM BEYTER
Selçuk Üniversitesi
Ortaçağ Tarihi
Yüksek Lisans Öğrencisi
--------------------------------------------------------------------------------KAYNAKLAR
■OSMAN TURAN, SELÇUKLULAR VE İSLAMİYET
■İBRAHİM KAFESOĞLU, SELÇUKLU TARİHİ
■M. ALTAY KÖYMEN, TUĞRUL BEY VE ZAMANI



