Bu Blogda Ara

13 Haz 2010

MELİKŞAH DÖNEMİ SELÇUKLULAR




MELİKŞAH DÖNEMİ SELÇUKLULAR

Alp Arslan, kendinden sonra tahta geçmesi için oğlu Melikşah'ı veliaht olarak hazırlamıştı. Nitekim Alp Arslan'ın ölümü üzerine Melikşah henüz 18 yaşında iken sultanlığa getirildi (1072). Sultanlığını tanımayan amcası Kavurd ile, Kerez'de yapılan savaşı kazanan Melikşah, birkaç gün sonra Kavurd'un ölümüyle, devlet içinde asayişi kısa sürede sağladı. İç işlerini halleden Melikşah, taht mücadelesindden faydalanarak Selçuklu hudutlarına saldıran Gaznelilerle Karahanlılara karşı sefere çıkıp onları anlaşmaya mecbur etti.

Devlet merkezi Rey'den daha güneydeki İsfahan'a taşındı. Bizans'ın Malazgirt'ten sonra anlaşmaya uymamaları üzerine Anadolu akınları hızlandırıldı. Kutalmış'ın oğulları ve bazı Türkmen reisleri Batı Anadolu'ya kadar akınlar düzenlediler. Bu arada Türkmen liderlerinden Atsız Suriye'yi ele geçirdi. Kudüs şehri Fatımîlerden alındı. Melikşah, kardeşi Tutuş'a Suriye'nin idaresini verdi (1078).Anadolu fatihlerinden Artuk Bey, Melikşah'ın emriyle Arabistan Yarımadası'ndaki Hicaz, Yemen ve Aden'i Selçuklu topraklarına kattı. Melikşah 1087'de çıktığı sefer sonucunda Karahanlıların doğu kolunu da hâkimiyeti altına aldı .

Doğu sınırlarının güvenliğini sağlayan Melikşah, Devrinde bozkırlardaki Türk boylarını, bütün İran'ı, Arabistan'ı, Suriye ve Filistin'i yönetimi altına aldı. Anadolu'nun fethi üzerinde hassasiyetle durup, babasının görevlendirdiği amcaoğlu Kutalmışoğlu Süleyman Şah ve Türkmen beylerinden Alp İlig, Artuk Bey, Mansur, Dolat gibi komutanlarla fetihleri sürdürdü. Selçuklu komutanları, Bizans'ın Türklere karşı kurduğu Ölmezler adlı askerî birlikleri mağlup ettiler. Artuk Bey, Bizans kuvvetlerini, 1074'te Sapanca çevresinde yenerek, yüzbinden fazla Türk'ü, İzmit'ten Üsküdar'a kadar olan sahaya yerleştirdi.

Kutalmışoğlu Süleyman Şah, güneydoğu harekâtıyla, Adana dolaylarını fethetmekle meşguldü. Fırat'ı geçerek Çukurova, Maraş, Tarsus, Antep ve Urfa'ya dağılan Ermeni ve ücretli Frank askerlerini Antakya'da, Gümüştigin de Nizip, Âmid (Diyarbakır) ve Urfa civarında Bizans kuvvetlerini mağlup ettiler.

Artuk Bey, Sultan Melikşah'ın emriyle, Doğu harekâtını idare etti. 1074-1077 yılları arasında Sivas, Tokat, Çorum havalisini, Yeşilırmak ve Kelkit havzalarını ele geçirdi. Artuk Beyden sonra yerine Danişmend Gazi geçerek, Amasya ve civarını Karadeniz'e kadar aldı. Mengücük Gazi, Şarkî Karahisar, Erzincan ve Divriği havalisini; Ebü'l-Kasım da Erzurum ve Çoruh bölgesini fethetti.

Orta, Kuzeybatı ve Batı harekâtını Kutalmışoğlu Süleyman Şah idare edip, Bizanslılarla mücadele ve onların âsi kumandanlarıyla ittifak yaptı. Bizanslılar, Balkanlar'daki iktidar mücadelesi ve iç hadiseler üzerine, Selçuklulardan yardım istediler. Yardım talepleri, Selçukluların çıkarları doğrultusunda karşılandı. Süleyman Şah, İznik'e yerleşerek, bu şehri, Türkiye Selçukluları Devletinin merkezi yaptı. Selçuklular, Anadolu'da sahil şehirleri dışunda, Toroslar ve Çukurova'dan Üsküdar'a kadar bütün bölgeye yerleştiler. Bu durum karşısında Avrupalılar, Çin'e elçilik heyeti göndererek, Selçukluların doğudan sıkıştırılmasını istediler. Ancak, sonuç alamadılar.

Diyarbakır bölgesinin fethi için Selçuklu seferleri, Fahrüddevle Cüheyr'in İsfehan'a gelmesiyle başladı. Fahrüddevle, buradaki Şiî itikadlı Karmatîlerin yola sokulması için çalışan Artuk Bey ve bağlı kuvvetlerle birlikte Diyarbakır'a doğru yola çıktı.

Fahrüddevle'nin komutasındaki birlikler, çevredeki Mardin, Hasankeyf, Cizre ve daha otuz kadar kaleyi ele geçirdi. Diyarbakır, Fahrüddevle'nin oğlu Zaimüddevle emrindeki kuvvetlerin 4 Mayıs 1085'te şehre girmesiyle düştü ve Mervanîler Devleti ortadan kalktı.

Musul'un fethine memur edilen Aksungur ve diğer Türkmen emîrleri şehre savaşmadan girdiler. Fethi takiben Musul'a gelen Melikşah, büyük bir törenle karşılandı. Musul emîrliğine Şerefüddevle'yi tayin etti.

Sultan Alparslan zamanından beri Suriye ve daha güneye yürüyen ünlü Selçuklu kumandanlarından Atsız, seferlerini Melikşah zamanında da sürdürdü. Uzun süre kuşattığı Dımaşk (Şam)'ı 1076 Martında Selçuklu topraklarına kattı. Dımaşk'ın alınmasından sonra, camilerde okunan Şiî-Fatımî ezanını yasaklayarak, cuma hutbesini Halife Muktedî ve Sultan Melikşah adına okuttu. Daha sonra Selçuklu Devletinin "Fatımî Devletinin ortadan kaldırılması" politikasına uygun olarak, Mısır'a doğru sefere devam etti. Fakat, başarılı olamadı ve başarısızlığı Suriye emîrliğinden alınmasına sebep oldu. Yerine, Melikşah'ın kardeşi Tacüddevle Tutuş getirildi.

Sultan Melikşah, kardeşi Tutuş ile Kutalmışoğlu Süleyman Şahın mücadelesi üzerine 1086'da İsfehan'dan hareket ederek, Suriye'de asayişi yaniden tesis etti. Halep valiliğini Aksungur'a, Urfa'yı Bozan'a, Antakya'yı da Yağısıyan'a verdi. 1087 yılında Melikşah, Süveydiye kıyılarından Akdeniz'e ulaştı. Böylece Uzakdoğudan Ortadoğuya kadar hakimiyet kurdu. Dönüşte hilafet merkezi olan Bağdat'ı ziyaret etti. Halife Muktedi tarafından iki kılıç kuşatıldı ve 25 Nisan 1087'de "Dünya Hükümdarı" ilan edildi.

Selçukluların Türklüğe, İslam dünyasına ve insanlığa yaptıkları hizmetlerle kısa sürede yükselmeleri, düşmanlarını hızlı bir faaliyet içine soktu. Bizanslılarla ve sapık fırkalarla mücadele eden âlim ve kumandanlar suikastla öldürülüyordu. 1092 senesinde, önce Selçukluların ünlü veziri Nizamülmülk, Hasan Sabbah'ın fedailerinden bir batınî tarafından; arksından Sultan Melikşah, Bağdat'ta zehirlenerek şehit edildiler.

Melikşah zamanında Büyük Selçuklu Devleti en geniş sınırlarına ulaşmıştır. Bu sınırlar, batıda Anadolu ve Mısır'dan, doğuda Balkaş ve Isık gölüne; kuzeyde Kafkaslardan güneyde Arabistan Yarımadası'na kadar uzanmaktaydı.

Melikşah Dönemi Feodal Anlayış

Melikşah döneminde Selçuklularda feodal anlayış devam etmiş ve hatta daha da genişletilmiştir. Selçuklu Ailesi’nden olanlar yanında; önde gelen bir takım komutan ve beylere; en önemlisi de Türk olmayanlara bazı feodal hâkimiyet verilmiştir. Nedeni de şudur: Sınırların genişlemesi, merkez ile buraları idare edilmesinin zor oluşu ve bir takım beyleri fethe cesaretlendirmektir.

1. Melikşah’ın amcası Osman’a feodal ayrıcalık verilmesi: Alparslan ölümü ve Melikşah- Kavurt mücadelesinde Karahanlılar ve Gazneliler, Selçuklulara saldırdığında 1073 yılında Gazneliler Toharistan bölgesini ele geçirerek Osman’ı da esir etmişlerdi. Melikşah Kavurt isyanını bastırıp Gaznelilerin üzerine yürüyünce onlarda korkup kaçmış ve Osman’ı da serbest bırakarak af dilemişler ve sonuçta affedildiler. Bunun üstüne Sultan Melikşah, Kunduz bölgesini Osman’a tevcih ederek kapısının önünde günde üç kere nevbet çalma izni vermiş ve Saltanat şemsiyesi (çetr) yollamıştır.

2. Gevherayin’a verilen imtiyaz: Selçuklular Bağdat’ta bıraktıkları şehir Şahnesi Gevherayin’i halife karşısında yetkili kılmak için bazı feodal imtiyazlar vermişlerdir.

3. Sav-tekin’e verilen imtiyaz: Kafkasya bölgesini fetheden ve bu bölgede karışıklıkları önleyen Kafkasya Valisi Sav-Tekin’e feodal imtiyaz verilerek hutbede sultanın adından sonra adı okunmaya başlamıştır.

4. Fahrü’d-Devle’ye verilen imtiyaz: Arap asıllı Abbasilerin veziri Mervani Emiri Fahrü’d-Devle Selçukluların hakimiyetini kabul edince onu Diyarbekir’i almaya cesaretlendirmek için; hutbede sultanın adından sonra adı anılması, kapısı önünde nevbet çalınması ve sikkede adı okunması gibi haklar verileceği belirtilmiş. Diyarbekir’i ele geçirdiğinde de yukarıdaki şartlar yerine getirilmiştir.

5. Melikşah diğer kardeşlerini bazı yerlere melik tayin etmiştir.

6. Nizamu’l-Mülk, Melikşah’ın tahtta kalmasını sağladığı için yetkileri artırılmış, Atabeg ilan edilmiş ve yeni iktalar ihsan edilmiştir.

Tutuş’un Atsız’ı Öldürtme Nedenleri

1. Suriye’ye gönderilen Tutuş, Atsız’ın kendisini muhatap almadan direk Sultanla konuşmasına sinirlenerek öldürmüştür.

2. Tutuş Suriye’de hâkimiyetini güçlendirmek ve gelecekti planlarına engel olabilecek Atsız’ı yok ederek rahatlamak istemesi.

Abbasi Halifeliği İle Selçuklular Arasındaki Akrabalık Durumu

1. Çağrı Bey’in kızı ile Halife Kaim bi-EmrilillahIn evlenmesi,

2. Halifenin kızı ile Tuğrul Bey’in evlenmesi,

3. Halife el-Muktedi’nin Melikşah’ın kızıyla evlenmesi.

Melikşah’ın Cihan Hâkimiyeti Mefkûresi

Melikşah zamanında Selçuklular; doğuda Çin’den başlayarak batıda Akdeniz’e kadar uzanmaktaydı. Buna rağmen 1091 yılında Bağdat’a hareket eden Melikşah, Kuzey Afrika’yı ve bütün Bizans beldelerini alarak dünyayı fethetme arzusundaydı.

Vezir Nizamu’l-Mülk muhalifleri Sultana ordunun 400 bin bulunan mevcudu yersizdir ve 70 bin olan ordu bile yeter diyerek veziri gözden düşürmeye çalıştığında, Nizamu’l-Mülk de 400 binin az olduğu ve hatta 700 bin yapılırsa Hindistan, Çin, Habeş, Berberi ve Rum ülkeleri bile fethedilebilir demesi o dönem düşüncesi açısından kayda değerdir.

Melikşah iç mesele olan Şii Büveyhoğullarını tasfiye ederek Mısır’ı fethetmek ve Şii Fatımilere son vermek için bazı teşebbüslerde bulunmuştur.

Melikşah döneminde Yorun-Kuş tarafından Yemen ve Aden fethedilerek hac yolları emniyete alınmış ve yeni su tesisleri inşa edilmiştir. Bununla birlikte hacılardan alınan vergilerin kaldırması ve tüm bu saydığımız sebeplerden ötürü kendisini İslam aleminin ve hatta dünyanın tek lideri olduğunu düşünmüştür.

Melikşah İle Nizamu’l-Mülk Arasındaki Gerginlik


 İslam Dünyası ile Nizamu’l-Mülk, Sultan Melikşah ve Selçuklu Devleti arasında çok yönlü bir ilişki vardır. Osman Turan’a göre Büyük Selçuklu Devleti ve İslam Dünyası ile genç Sultan ve ihtiyar vezir arasında bu çok ince uyum sayesinde kudret ve haşmetinin son haddine gelmişlerdir. Zaten Selçukluların gerilemesinin temel nedeni de bu uyumun ortadan kalkmasıdır.

Bu arada Sultanın hanımı olan Karahanlı Prensesi Terken Hatun Melikşah iler ihtiyar vezirinin arasını bozmaya çalışmış ve kendi adamı olan Tacü’l-Mülk Ebu Ganain’i vezir yapmaya çalışmıştır. Bunun gerçekleşmesi ancak vezirin gözden düşürülmesi ile mümkün olabilecekti.

Nizamu’l-Mülk’e Yönlendirilen Eleştiriler Şöyledir:

1. Büyük Selçuklu Devleti o dönemde âlim, şair, mutasavvıflar gibi ilim ve kültür adamlarına yıllık 300 bin dinar harcanmaktaydı. Muhalifler bu parayla ordu kurup sınırların genişletebileceğini beyan ediyorlardı. Buna cevaben Nizamu’l-Mülk de şöyle demiştir: “ Ey âlemin sultanı! Kendi orduna bu paranın birkaç misli harcadığın halde askerlerin attıkları oklar bir mili bile geçemez. Ama ben sana öyle bir ordu kurdum ki attıkları dua okları arş-ı ala’ya ulaşmaktadır.”

2. Artık devlet çok geniş sınırlara ulaştı ve mevcudu 400 bini bulan askerler çoktur. 70 bin asker bile ülkeye yetmektedir boşta kalan askerler fitne ve fesada katılmaktadır.

Bu gibi eleştiriler ters tepmiş ve Nizamu’l-MülkÜn yetkilerinin artmasını sağlamıştır. Böylece vezir önemli görev ve mansınıblara kendi ailesi ve yandaşlarından atayarak Selçuklu ailesine rakip Bermekiler yani Nizamu’l-Mülk ailesi ortaya çıkmıştır.

Melikşah ile Nizamu’l-Mülk Arasını Bozan Amiller

1. Terken Hatun(Kaynaklarda hakkında şu bilgiler geçmektedir:12 bin kişilik ordusu ve kendisine bağlı divanı, memurları ve bürokratları olan Karahanlı Prensesi olup Melikşah’ın hanımıdır.)’un ihtirası,

2. Nizamu’l-Mülk’e mensup olan devlet adamlarının taşkınlıklarıdır.

Terken Hatun’un Amaçları

1. Melikşah’ın diğer hanımından olup veliaht ilan edilen en büyük olu Berkyaruk’un yerine kendisinin öz oğlu olan 4 yaşındaki Mahmud’u veliaht ilan etmek.

2. Abbasi Halifesi ile evlendirdiği kızı Melmelek Hatun’un küçük yaştaki oğlu Cafer’i halifenin veliahdı ilan etmek.

Böylece Terken Hatun perde arkasından hem Selçuklular Devletini hem de Abbasi Halifeliği’ni yönetebilecekti. Ancak Nizamu’l-Mülk vezir oldukça bu isteklerinin gerçekleşmesi imkânsız olduğunu biliyordu. Terken Hatun bunları gerçekleştirmek için torununu İsfahan’a getirtip onu Halife olarak adlandırmış ve burada bir Halifelik Sarayı yaptırarak halifeliğin merkezini buraya taşıyıp böylece iktidarı ele geçirebileceğini düşünüyordu.

Bu sırada Nizamu’l-Mülk 90–95 yaşlarında olduğundan artık ihtiyarlığının verdiği sıkıntılarla boğuşurken taraftarları bunu suiistimal etmeye başlamış ve halka zulüm etmeye başlamışlardı. Artık Sultan da bu durumdan rahatsız olmaya başlamıştır. Bardağı taşıran son damla ise şöyle gelişti: Nizamu’l-Mülk’ün oğlu Osman, Sulatn’ın yakın adamlarından Emir Kavdan’a saldırmış ve Sultan Melikşah bunu duyduğunda çok kızmış ve vezire şu minval üzere bir mektup yolladı: “ Sen ve ailen memleketimi ve devletimi istila ettiniz. Memleketimi evlatların ve damatların arasında paylaştın. Onlar halka zulmettikleri halde sen ses çıkarmıyorsun. İster misin vezirlik divitini senden alarak sarığını başından alıp(öldürüp) halkı zulümden kurtarayım?” Vezir Nizamu’l-Mülk ise cevaben sultanı övüp ve dua ettikten sonra devlete olan hizmetlerini belirterek şöyle gözdağı vermektedir: “ Sen daha devlete ortak olduğumu bilmiyor musun? Vezirlik diviti ile senin tacın birbirine bağlı olduğundan divit gittiğinde tacın ve tahtın da gider.” Ancak Osman Turan’a göre; bu kadar açık şeklinde tehdit olamaz ama ima yoluyla bir şeyler söylenmişse de kulaktan dolma bilgilerle yazan devrin yazarları burada abartmaktadırlar.

Nizamu’l-Mülk’ü Kim Öldürdü?

1. Terken Hatun’un adamları,

2. Tacü’l-Mülk taraftarları,

3. Melikşah’ın adamları,

4. Batınilerden bir suikastçı,

Melikşah’ı Kim Öldürdü?

1. Batınilerden bir suikastçı,

2. Terken Hatun’un adamları,

3. Nizamu’l-Mülk’ün taraftarları,

4. Halife’nin adamları,

ALP ARSLAN ZAMANI SELÇUKLULAR

ALP ARSLAN ZAMANI

Tuğrul Bey’in Vefatından Sonra Taht Mücadeleleri Ve Alparslan’ın Tahta Çıkışı

Devletin kuruluşunda önemli rol oynayan Çağrı Bey 1060'ta ve Sultan Tuğrul Bey ise 1063'de öldü. Çağrı Bey cesareti ve kumandanlığı, Tuğrul Bey ise adaleti ve siyasî zekâsıyla, II. Göktürk Devleti'ndeki Bilge ve Kül-Tigin kardeşleri hatırlatan büyük şahsiyetlerdir.

Tuğrul Bey’in vefatından önce oğlu olmadığı için Çağrı Bey’in vefatından sonra hanımıyla evlenmiş ve o hanımdan olan Çağrı Bey’in oğlu Süleyman’ı veliaht ilan etmişti. Ancak hanedan üyeleri Tuğrul Bey’in vefatından sonra bunu kabul etmeyerek saltanat mücadelesine girdi.

Saltanat Mücadelesine Girenler:

1. Süleyman: Veliaht olup Babası Çağrı Bey’in vefatı üzerine annesiyle evlenen Tuğrul Bey’in hem yeğeni hem de oğulluğudur.

2. Anuşirvan: Tuğrul Bey’in üvey oğlu ve hanedana kan bağı ile bağlı değildir.

3. Musa İnanç Yabgu: Selçuk Bey’in oğlu olup hanedanın en yaşlı üyesi olarak tahtın kendisinin hakkı olduğunu düşünmektedir.

4. El-Basan: Hanedandan Yunus’un oğlu olup Alparslan’ın eniştesi ve onun adına saltanat mücadelesine girmiştir.

5. Alparslan: Çağrı Bey’in oğlu olup birçok kahramanlıkları olduğundan askerler ve halk tarafından sevilmektedir.

6. Kutalmış: Selçuk Bey’in torunu olup babası Arslan Yabgu’nun vefatından sonra hakkı olan aile reisliği Çağı ve Tuğrul kardeşlerce gasp edildiğini ve onların ölümünden sonra saltanatın kendisinin olduğunu beyan etmiştir.

Tüm bu saltanat mücadelesine girişenlere rağmen saltanat düğümü Kutalmış ile Alparslan arasında çözülmüştür. Tuğrul Bey vefat ettiğinde vezir Künduri daha önceden isyan eden ve Tuğrul Bey’in vefatından habersiz Kutalmış ile mücadele etmekteydi. Veliaht Süleyman ve annesi isfahan’da bulunmakta ve Süleyman’ın sultanlığı ilan edilir. Bunu duyan Anuşirvan taht mücadelesine giren ilk kişi olmuşsa da Osman Turan onun Alparslan adına saltanat mücadelesine girmiş olabileceğini belirtmektedir. Vezir Künduri vefat haberini alır almaz merkeze dönmüş ve Süleyman’ı Rey’e getirerek askerleri ona biat etmeye çağırmadan önce 700 bin dinar ve hadsiz hesapsız miktarda kumaş dağıtmış ve askerleri onun tarafına geçirtmiştir.

Bu sırada El-Basan Kazvin’da Alparslan adına hutbe okuttuğunda Vezir, Kutalmış ile Süleyman’ın sultanlığı konusunda anlaşmaya çalışmış ve hatta ona Gird-Kuh Kalesi’ni bile bırakmıştır.

Tüm bu olaylar olduğunda Alparslan’ın vaziyeti şöyleydi: Henüz çocuk yaştayken babasını temsil eden Alp Arslan, Karahanlı ve Gaznelilere karşı başarılar elde etmiş, onları itaate zorlamıştı. Bu sebeple Selçuklu tahtının hakkı olduğunu düşünüyordu. Alparslan, Tuğrul Bey’in ağırlaştığını duyduğunda 20 bin kişilik bir kuvvetle Merv’den Rey’e hareket etmiş ve Tuğrul Bey’in iyileştiğinin haberi gelince geri dönmek zorunda kaldı.

Bu sırada vezir Künduri, Süleyman’ın Hükümdar kalabilmesi için en büyük rakipleri olan Alparslan ve Kutalmış’ın ya tasfiyesi ya da rızası alınması gerektiğini çok iyi biliyordu. Alparslan’a hutbede önce onun adı sonra Süleyman’ın okunması ve hükümdar olarak Süleyman’ı kabul etmesini içeren teklifi sunmuş ve reddedilmiştir. Sonuçta Alparslan saltanat mücadelesini kazanarak tahta oturdu.

Askerlerin desteklediğini alan Alp Arslan, Kutalmış'ın isyanını bastırdı ve Rey'de tahta çıktı. Nizamülmülk'ü vezirliğe getirdi (1064).Alp Arslan, devlet nizamını sağlar sağlamaz Azerbaycan ve Anadolu üzerine sefere çıktı. Tuğrul ve Çağrı Beyler, henüz devlet kurulmadan bu bölgelere akınlar düzenlemişler, kalabalık Türkmen kitleleri batıya yönelmişlerdi. Bu sebeple Alp Arslan, yeni fetih alanı olarak Anadolu'yu seçmiştir. Alp Arslan Azerbaycan ve Kafkasya'da birçok kaleyi ele geçirdikten sonra Doğu Anadolu'ya girdi. Hıristiyanlığın doğudaki en güçlü kalesi olan Ani'yi şiddetli bir kuşatmadan sonra ele geçirdi. Ardından Kars'a girdi (1064).1065 yılında, atalarının ilk yerleştiği şehir olan Cend'e gitti ve Kıpçakları hâkimiyeti altına aldı. Kirman Meliki Kavurd'un isyanını da bastıran Alp Arslan, böylece devletin doğu sınırlarının emniyetini sağlayarak, bütün gayretini Anadolu'ya sarf etmeye başladı. Sultan Alp Arslan Azerbaycan üzerinden Malazgirt'e gelerek burayı kısa sürede ele geçirdi. Ardından Ahlat, Meyafarikin (Silvan), Amid (Diyarbakır) ve havalisini fethetti.

Sultan, Abbasi halifeliğini tehdit eden Mısır Fatimî Devleti'ne karşı sefere hazırlandığı sırada Bizans İmparatoru Romen Diyojen'in Doğu Anadolu'ya ilerlediğini öğrendi. Şam'a yürümekten vazgeçen sultan, hızla geri döndü ve Malazgirt'te Bizans ordusunu ağır bir yenilgiye uğrattı. Bu savaş sonuçları itibarıyla Dandanakan'dan sonra cereyan eden en önemli meydan savaşıdır. Bu savaştan sonra Türkler için Anadolu'da yeni bir dönem başlar. Sultan Alp Arslan, Malazgirt'ten sonra çıkan karışıklıkları bastırmak amacıyla Maverâünnehir üzerine sefere çıkar. Ancak burada esir alınan bir kale komutanı tarafından hançerlenir ve 25 Kasım 1072'de vefat eder.

MALAZGİRT MEYDAN SAVAŞI

Savaşa Hazırlanış

Bizans İmparatoru Romanos Diogenes, 1070-1071 yılı kışında, Türkleri imparatorluk topraklarından tamamen atmak üzere bir ordu topladı. Bu ordu, Britanya, Kapadokya, Kilikya ve Trabzon gibi bölgelerden temin edilmiş; Bulgar, Slav, Alman, Frenk, Gürcü, Ermeni, Hazar, Peçenek, Uz ve Kıpçak asıllı askerlerden oluşuyordu. İkiyüzbin kişilik bu ordu ile Diogenes, Selçukluların üzerine yürüdü.

Bizans imparatoru Türklerin sık sık Anadolu şehirlerine akınlar düzenlemesini önlemek istiyordu. Selçukluları tam anlamı ile yenilgiye uğratmak, Orta Asya içlerine kadar sürüp atmak amacını taşıyordu.

Alparslan’ın bu savaştaki amacı ise Anadolu’nun kapılarını bir daha kapanmamak üzere açmak, kesin biçimde Anadolu’yu ele geçirmek idi. Bu savaşta Türkler yenilirse yeniden Orta Asya içlerine çekilecekler, Bizanslıları yendikleri takdirde Anadolu’yu yurt edinmiş olacaklardı.

Bizans Ordusu, Kızılırmak vadisini izleyerek Sivas’a, daha sonra Erzurum’a ulaştı. Sultan Alparslan ise Van Gölü kıyısındaki Ahlat’tan hareket ederek Muş ili yakınlarındaki Malazgirt’e vardı. Alparslan, Romanos Diogenes’in yanına elçi göndererek barış önerisinde bulunmuştu. Ancak Bizans imparatoru bu öneriyi kabul etmemiş, elçiye şöyle demişti: “Sultanınıza söyleyin, kendisi ile barış görüşmelerini Rey’de yapacağım. Ordumu Isfahan’da, hayvanları ise Hemedan’da kışlatacağım.”

Alparslan bu cevaptan çok müteessir oldu ve canı sıkıldı. Sultanın müteessir olduğunu gören imamı ve fâkihi Ebû Nasr Muhammed: “Sen Allah’ın zafere ulaştıracağını ve diğer dinlere üstün kılacağını vaad ettiği bir din uğrunda savaşıyorsun. Umarım Allah-u Teâlâ bu fethi sana nasip edecektir. Cuma günü zeval vaktinden sonra hatiplerin minberde olduğu ve mücahitler için Allah’a duada bulundukları ve duaların kabul edildiği saatte düşmana hücum et!” dedi. Savaş, kaçınılmaz bir duruma gelmişti.

Alparslan, Malazgirt Meydan Savaşı’ndan önce bütün tedbirleri almış, gereken her türlü hazırlığı yapmıştı. Ünlü veziri Nizâmü’l-Mülk’ü Hemedan’a gönderdi. Çıkacak herhangi bir karışıklığı önlemesi ve istenirse yeni asker yollaması için tembihte bulundu.

Ayrıca Bizans kuvvetlerinin gücünü öğrenmek için bir öncü kuvveti Bizans ordusuna gönderdi. Bu keşif sırasında bir Bizans komutanı yakalandı. Ondan edinilen bilgilere göre Alparslan gereken önlemleri aldı. İkiyüzbin kişilik orduya ellibin kişilik bir kuvvetle nasıl karşı koyulacağının plânları yapıldı. 25 Ağustos 1071 günü askerlerinin moral gücünü arttırmak için devamlı tekbir getirmelerini, düşmanların morallerini bozmak için de sürekli boru ve davul çalmalarını, oklar atmalarını emretti.

Alparslan, ordusunu dört gruba ayırmış, bu düzen içinde mevziye girmişlerdi. Merkez yani orta kısımdaki kuvvetlerin başında Alparslan bulunuyordu. Bu kesimdeki kuvvetler diğerlerinden çok zayıftı. Esas büyük kuvvetler ise, sağ ve sol yanda bulunuyordu. Bunlar savaş sahasının yanlarındaki tepelerde mevzilenmişlerdi. Dördüncü grup kuvvetler ise, zamanı gelince kuşatma harekâtına girişerek düşmanı arkadan çevireceklerdi.

26 Ağustos 1071 tarihinde başta halife olmak üzere bütün İslâm âlemi, camilerde cuma namazını kılıyor, Kur’an okuyor, Türk ordusunun zaferi için dua ediyordu.

Alparslan beyaz bir ata binmiş, kefene benzeyen beyaz bir elbise giymiş, atının kuyruğunu kendi eliyle bağlamış, silahlarını kuşanmıştı. Bu da sultanın, askerin başında bizzat savaşacağını gösteriyordu.

Muharebe

26 Ağustos 1071 cuma günü ellibin kişilik ordusu ile Malazgirt Ovası’nda cuma namazını askerleri ile birlikte kılan Alparslan, namazdan sonra askerleri ile helâllaştı. Bütün ordu Alparslan’ın neler söyleyeceğine kulak kesilmişti. Alparslan şunları söyledi:“Askerlerim! Yiğitlerim! Bugün burada ne emreden bir sultan, ne de emir alan bir asker vardır. Bugün ben sizlerden biriyim ve sizlerle birlikte savaşacağım. Bugün burada Allah’tan başka bir sultan yoktur. Biz ne kadar az olursak olalım, düşman ne kadar çok olursa olsun, bütün Müslümanların, zaferimiz için dua ettikleri şu anda, kendimi düşman üzerine atacağım. Ya zafer kazanırız, ya şehit olarak cennete gideriz. İsteyen benimle gelsin, isteyen geri dönsün. Ben memleket için, İslâm için ölüme koşuyorum. Beni takip edenler ve kendilerini Yüce Allah’a adayanlardan şehit olanlar Cennet’e, sağ kalanlar ise ganimete kavuşacaklardır. Ayrılanları ahirette ateş, dünyada da alçaklık beklemektedir.Ey askerlerim! Eğer şehit olursam bu beyaz elbise kefenim olsun. O zaman ruhum göklere yükselecektir. Benden sonra oğlum Melikşah’ı tahta çıkartınız ve ona itaat ediniz. Zaferi kazanırsak istikbal bizimdir.” Daha sonra atından inerek secdeye kapandı ve şöyle dua etti:“Yâ Rabb! Seni kendime vekil yapıyorum. Azametin karşısında yüzümü yere sürüyor ve senin uğrunda savaşıyorum. Ey Allah’ım! Niyetim halistir, bana yardım et. Sözlerimde hilaf varsa beni kahret.” diyerek, gözleri dolu dolu, secdeden başını kaldırdı.

Savaş başladığında Alparslan az bir kuvvetle düşmana karşı saldırıya geçti. Romanos Diogenes, olanca kuvvetiyle Selçuklu ordusunun merkez kısmına yüklendi. Alparslan, ordusunu Turan Taktiği gereğince geriye çekti. Bu sahte geri çekilişi bir bozgun zanneden imparator, Selçuklu ordusunu takip ederek Alparslan tarafından önceden hazırlatılan pusulara kadar geldi. Türklerin sağdan ve soldan bir hilâl şeklinde kendisini çember içerisine aldığının farkına bile varmamıştı. Bu kıskaç harekâtı ile daha sonra Bizans ordusunu arkadan çevirmeye yöneldi. Bizanslılar tuzağa düştüklerinin farkına vardılar, ama iş işten geçmişti. Bu arada, Selçuklu komutanlarının Türkçe olarak verdikleri komutlardan etkilenen Bizans ordusundaki Peçenek ve Uz Türkleri’nin at sürerek Selçuklu ordusu tarafına geçmesi üzerine durum Bizanslılar için daha da kötü bir boyuta varmıştı.

Savaş alanı sayılamayacak kadar çok cesetle dolmuştu. Kılıçların şakırtısı, atların kişnemesi, yaralıların iniltisi birbirine karışmıştı. Bizans ordusunun yedek kuvvetleri geri kaçmış, ordu tam bir bozguna uğramıştı.

Bu arada Bizans imparatoru da esir alındı. Alparslan, imparatorun huzuruna getirilmesini emretti, getirilince de elindeki kamçıyla imparatora üç defa vurdu ve: “Sana barış için elçi gönderdiğim halde reddetmedin mi?” dedi. Bunun üzerine imparator: “Azarlamayı bırak da, ne yapacaksan yap!” diye cevap verdi. Alparslan ona: “Sen beni esir almış olsaydın ne yapardın?” diye sordu. İmparator: “Kötülük yapardım.” diye karşılık verdi. Alparslan bu defa: “Peki benim sana ne yapacağımı zannediyorsun?” diye sorunca imparator: “Beni ya öldürürsün, ya da İslâm ülkelerinde teşhir edersin, yahut da uzak bir ihtimal olmakla beraber, affeder, fidye ve vergi alır, beni kendine vekil tayin edersin.” cevabını verdi. Bunun üzerine Alparslan: “Ben de zaten bundan başka bir şey düşünmedim.” diye cevap verdi.

Alparslan, imparatorla birbuçuk milyon dinar kurtuluş akçesi ödemesi, istediği zaman kendine Bizans askeri göndermesi ve Bizans ülkesindeki bütün esirleri serbest bırakması şartıyla bir anlaşma yaptı. Daha sonra onu bir çadırda misafir edip yanına yol masrafı olarak onbin dinar verdi ve ülkesine gönderdi.

Savaşın Sonuçları

1. Malazgirt Zaferi’nden sonra Anadolu’nun kapıları tamamen açılmıştır. Türk akıncıları çok kısa bir zaman sonra İznik ve civarını alarak buraları vatan edinmişlerdir.

2. Zaferden sonra Sultan Alparslan, Anadolu’nun Türkleşmesi ve İslâmlaşması için Türkmen beyleri ile birlikte pek çok Türkmen dervişlerini de görevlendirerek mânevi fethin kapılarını açmıştır.

3. Ayrıca her tarafa fetihnameler gönderilmiş, başta Bağdat olmak üzere bütün İslâm âleminde şenlikler düzenlenmiştir.

Malazgirt Zaferi’nin sonucunda imzalanan anlaşmanın mahiyeti hakkında Mehmet Altay Köymen bu anlaşmadan hareketle;

1. Alparslan’ın askeri yönü kuvettli ancak siyasi yönü zayıftır

2. Bizans’ın son direnişi kırılmış ve artık savunmaya geçmiştir.

3. Romanos Diagones tavır ve konuşmalarıyla Sultanı etkilemiştir.

4. Alparslan, İmparatoru misafir olarak algıladığından ona misafir hürmeti göstermiştir.

5. Antlaşma Çok ağır şartlı olsaydı Bizans kabul etmeyebilirdi.

6. Alparslan, Romanos Diagones’i yenmek, onu esir almak ve vassalı yapmakla zaten İslam dünyasında kazandığı ün ona yetmiştir.

Şeklinde hüküm vermiştir.

Alparslan’ın Şehid Edilmesi

1072 yılında Mâverâünnehr’e sefere çıkan Alparslan’ın huzuruna hain bir kale komutanını getirdiler. Alparslan dört kazık çakılarak komutanın el ve ayaklarının bunlara bağlanmasını emretti, bunun üzerine komutan: “Ey korkak! Benim gibi bir adam böyle öldürülür mü?” diye cevap verdi. Bu sözlere çok sinirlenen Alparslan eline ok ve yay alarak muhafızlara komutanın serbest bırakılmasını emrini verdi. Ancak o güne kadar hedefini hiç şaşırmayan Alparslan’ın attığı ok komutana isabet etmedi. Komutan hemen Alparslan’ın üzerine saldırdı. Tahtında oturan Alparslan komutanın kendisine doğru geldiğini görünce ayağa kalkıp tahtından inmek istedi, ancak bu sırada ayağı sürçerek yere düştü. Bunun üzerine üzerine çullanan komutan, yanında bulunan bıçağını Alparslan’a saplayarak onu yaraladı. Alparslan bu olaydan sonra şöyle dedi:

“Her nereye yönelsem ve hangi düşman üzerine yürümek istesem daimâ Allah’tan yardım dilerim. Dün bir tepeye çıktım, ordunun azametinden ve askerlerimin çokluğundan dolayı altımda yer titriyordu. Kendi kendime: ‘Ben bütün dünyaya hükmeden biriyim, bana hiç kimsenin gücü yetmez.’ dedim. Bu yüzden Allah-u Teâlâ beni yarattıklarının en zayıfı karşısında âciz bıraktı. Allah’tan mağfiret diler ve bu düşüncemden dolayı beni affetmesini niyaz ederim.”

Ve bu olaydan dört gün sonra Cenâb-ı Hakk’ın rahmetine eren Sultan Alparslan, Merv’de bulunan babasının yanına gömüldü.

AHLÂK VE VASIFLARI

Sultan Alparslan iyiliği, merhameti, düşkünlere yardımı ile tanınmıştır. İslâmiyet’e ve cihada son derece bağlı idi. Allah’tan korkar, her işinde O’na tevekkül ederdi.Çok cesur, yiğit, kudret ve azamet sahibi bir kişiliğe sahipti. Heybetinin yanında adeleti ile de ün yapmış, affedici ve müsamaha sahibi olduğunu defalarca ispatlamıştı. Çok dindardı ve dinî hükümlerin tam sadakatla uygulayıcısı olarak tanınıyordu. Onun bu yönü, halk arasında veli derecesine yükseltilmesine ve şahsına pek çok kerametler isnat edilmesine sebep olmuştur.

İslâmiyet’in henüz girmediği ülkelerde fethettiği her şehre derhâl bir cami yaptırdığı, askerî faaliyetlerinden dolayı yeterince fırsat bulamadığı imar işleri ile ilim, fikir ve sanat adamlarını toplayıp devlet himayesi altına almak gibi sosyal faaliyetleri de veziri Nizâmül-Mülk’ün eliyle yürüttüğü bilinmektedir.

Jurnalcilerden biri veziri Nizâmül-Mülk aleyhinde bir yazı yazmış, yazıda Sultan’ın memleketlerinde ne kadar malı olduğunu ve ne gibi vergiler aldığını anlatmıştı. Yazı, Alparslan’ın namaz kıldığı yere bırakılmıştı. Sultan onu alıp okudu, sonra da Nizâmül-Mülk’e verip: “Bu mektubu al, eğer bunu yazanların yazdıkları doğru ise ahlâkını güzelleştir, durumunu düzelt; eğer yalan söylüyorlarsa onların hatalarını bağışla ve onları öyle mühim işlerle meşgul et ki, insanları aldatmaya vakit bulamasınlar” dedi. Bu sözü, onun keskin zekâsı ve merhametine bir delildir.

Alparslan çok sadaka verirdi. Her Ramazan ayında onbeşbin dinar sadaka dağıtırdı. Sarayında, günde elli koyun kesilen bir imaret bulunurdu ve ayrıca adları listeler halinde tanzim edilen fakirlere harçlık dağıtılırdı. Bununla beraber ülkesinin hiçbir yerinde cinayet ve gaspçılık olmamıştır.

13 Mar 2010

Selçuklu Sultanlığı ve İslam Halifeliği

Selçuklu Sultanlığı ve İslam Halifeliği

      1043 yılında sürekli Büveyhoğullarının saldırısına maruz kalan ve baskı altında olan Abbasi Halifesi Selçuklulardan yardım istemiş, Tuğrul Bey elçilere çok iyi davranıp onları ağırlamışsa da hâkimiyetini güçlendirmeden davete icap etmemiştir. Ancak 1055 yılında yola çıkabilmiştir.

     Tugrul Beyin Abbasî Halîfesiyle münâsebeti Sünnî Islâm dünyasinda büyük îtibâr kazanmasina sebep oldu. Halîfe El-Kaim, Tugrul Beyin yanina; büyük Islâm âlimlerinden olup, sosyal ve devlet idâresi hakkinda Ahkâm-üs-Sultâniye isimli eserin sâhibi olan Maverdî’yi gönderdi. Tugrul Bey, ülkesinde hutbeyi Abbasî Halîfesi adina okuttu; halîfenin zâlim Büveyhîler ve âsîlere karsi yardim talebini kabul etti. Halîfeye bildirdigi arz; samimiyetinin ve temiz itikadinin ifâdesi olup, sunlari ihtivâ ediyordu: Halîfeye hizmet etmek serefine kavusmak, Mekke’de Hac yapmak ve Hac yollarini Bedevîlerin taarruzundan korumak, Suriye ve Misir’da Fâtimîlerle harp etmektir.
Seferin Nedenleri:

1.Mısır Şii Fatımi Halifeliği’ni ortadan kaldırmak,

2.Şiilerin fesadını yok etmek,

3.Abbasi halifeliği ile Selçuklu Sultanlığı’nı birleştirerek Türk-İslam Dünyasına hâkim olmak.

Tuğrul bey’in Halife’ye gönderdiği Mektupta Belirttiği Sebepler:

1.Hacca gidip hac yolarını temizlemek,

2.Asileri(Büveyhoğullarını) temizlemek,

3.Hz. Peygamber’e hizmet edip şereflenmek,

4.Mısır ve Suriye şaşkınlarını ortadan kaldırmak.

Tuğrul Bey’in Bağdat’a Gelişi


       Halife Tuğrul Bey’in yaklaşması üzerine kendi adının yanında Tuğrul Bey’in adını okutmaya başlamış ve muhteşem bir tören düzenleme hazırlıklarına başladı. Tuğrul Bey, burada muhteşem bir tören ile karşılanmış ve Tuğrul Bey halifeye saygısını göstermek için yer öpmüş, halife de yanına ikinci bir taht kurarak ona taç giydiripHalifelik makamına ve Bağdat şehrine hizmetinden dolayı, 25 Ocak 1058'de Tuğrul Beye iki altın kılıç kuşatan Halife, onu “Sultanu’l-Mağrib Ve’l Maşrik (Doğu’nun ve Batı’nın Sultanı)”, “Rükniddin (Dinin Direği)” ve “Emiru’l-Mümin (Müslümanların Hükümdarı)” unvanlarını vererek tahta oturtmuştur. Böylece İslam dünyasında din işleri Abbasi Halifeliği’nde; idari ve siyasi işler Selçuklu Sultanı’nda olmak üzere, din ve devlet işleri birbirinden ayrılmasıyla ilk “Laiklik Sistemi” ortaya çıkmış oldu.

     Büveyhoğulları Selçukluların yaklaşmaları üzerine halife aracılığıyla bağlılıklarını bildirmiş ve affedilmişlerdir. Selçuklu ordusu Bağdat dışında konaklarken bazı askerler şehre girerek alış verişte bulunduğu sırada kenar mahallelerde Şiiler askerlere saldırdığından Komutanların emriyle Şii mahalleleri istila ederler. Tuğrul Bey de bu durumu halifeye şikâyet ederek Büveyhoğulları hâkimini yakalatıp öldürür ve bu devletin Şiilik politikasına son vermiş oldu. Tuğrul Bey, Abbasi Halifesi Kaim bi-Emrullah'ın isteği üzerine, Şiî Büveyhoğullarının tehdidi altındaki Bağdat'a 1055 ve 1058'de iki kez girmiş ve böylece "doğunun ve batının hükümdarı" unvanını bizzat halifeden alarak, Selçukluların İslam âlemine olan üstünlüğünü perçinlemiş oldular.Selçuklu sultanının, halife tarafından "Dünya Hakanı" ilan edilmesi, Türklere büyük itibar kazandırdığı gibi, alplik ruhunu okşayarak, İslamı yayma çabalarına daha fazla sarılmalarına yol açtı.

     Artık Bağdat’a tamamen hâkim olan Tuğrul Bey burayı kendi ülkesiymiş gibi tanzim etmeye başlayarak Bağdat Şahneliği’ne Aytekin’i getirmekle beraber vergi sistemini düzenlemiş ve halifeyi maaşa bağlattı. Bununla birlikte Çağrı Bey’in kızı Hatice Arslan Hatun ile Halife Kaim bi-Emrullah'ın nikâhını kıyarak 1062’de muhteşem bir düğün merasimiyle araya akrabalık tesis etmiş ve hâkimiyetini sağlamlaştırdı.

     Tuğrul Bey’in Bağdat’a girmesi ve Büveyhoğullarını sonlandırması Fatımileri rahatsız etti. Büveyhoğullarından kaçan askerleriyle komutanlarından Arslan Besasiri Mısır’a giderek Şii Fatımi Devleti’nin yardımını da alarak bir ordu kurdu. Buna karşı Tuğrul Bey Musul Arap Emiri Kurayş’ı yolladı ve 1057 yılında Sincar’da meydana gelen savaşı önemli ölçüde kayıplar veren Selçuklular kaybetti. Sincar halkı yaralanan Selçuklu askerlerini işkencelerle öldürmüşler ve savaşta yaralanan Kurayş ise Şii’lerin tarafına geçmiştir.

     Bununla birlikte Musul, Şii Fatımi halifeliği adına hutbe okutmaya başlayınca Tuğrul Bey Muhasara aletleriyle sefere çıkarak Irak Bölgesini Şii’lerden temizler. Tehlikenin Büyüklüğünü gören Besasiri ise Mısır’a kaçar. Selçukluların Şii’lere yenilmesi üzerine yerli emirler isyana başlamış ve Diyarbekir Mervani Emiri’nin itaatsizliği sonucu Tuğrul Bey’in üstüne geldiğini duymasıyla çeşitli hediyeler yollayarak affını istemesiyle affedilmiştir. Böylece Tuğrul Bey yönünü Sincar üzerine çevirmiş ve orayı kuşatarak ele geçirince halkını kılıçtan geçirdiğinde işkence ile öldürülen askerlerin intikamını almış oldu. Tuğrul Bey, Musul valiliğine İbrahim Yınal’ı atayarak Bağdat’a döndü.
Şehzade İsyanlarının Bastırılması Ve Arslan Besasiri Belasının Defedilmesi

     Tuğrul Bey Musul-Mısır seferindeyken Kutalamış’ın kardeşi Resul Tekin, Basra, Ahlat ve Şiraz bölgelerini ele geçirip isyan etti. Bu bölgelerin valisinin Resul’ü yenmesi sonunda halife araya girerek affedilmesini sağlamıştır. İbrahim Yınal Arapların çoğunluk teşkil ettiği Musul bölgesinden ayrılarak Türkmenlerin çoğunlukta olup orada daha rahat asker toplanılan Cibal bölgesine gitmiş ve isyan etti. Halife’nin araya girmesiyle affedildi. Bu sırada Arslan Besasiri ve onun tarafına geçmiş olan Kurayş Musul’u kuşatmaktaydı. Dört aylık kuşatma sırasında Musul’u korumakla görevli komutanlar Bağdat’a kaçmış, Musul da elden çıkmış ve Tuğrul Bey II. Musul Seferine çıkınca Besasiri Musul’u yağmalayarak kaçtı.

     Durumdan yararlanmak isteyen İbrahim Yınal, Hemedan’a giderek büyük bir Türkmen kuvveti toplamış ve üçüncü defa olmak üzere isyanda bulundu. Fatımiler isyana destek çıkmış, Kutalmış ve Resul Tekin ile beraber diğer Selçuklu şehzadeleri isyana katıldı. Bu durum karşısında Tuğrul Bey kuvvetlerini üçe ayırmış; bir kısmı Sultan Tuğrul ile asiler üzerine, bir kısmı Arslan Besasiri ve Şiiler üzerine ve bir kısım da Bağdat’ı korumak için gönderilmiş. 30 000 civarında askeri olan İbrahim Yınal ile savaşan Sultan yenilerek Hemedan Kalesi’ne sığınarak Bağdat’ta bulunan vezirine, hanımına ve üvey oğluna haber yollayarak yardım istemiş. Ancak veziri üvey oğlunu tahta geçirmeye çalışınca hanımı Altuncan Hatun büyük bir basiret örneği göstererek bunları tevkif etmeye çalışınca kaçmak zorunda kalmışlardır. Ardından Altuncan Hatun Çağrı Bey’den yardım istemiş ve kendisi de yardıma koşmuştur. Yardım çağrılarına cevap veren Çağrı Beyoğlu Alparslan ve Kavurt komutasında kuvvet yollamış ve Alparslan isyanı bastırarak İbrahim Yınal’ı esir edip Sultan’a teslim etmiştir.

     Selçuklu Sultanlarının otak özelliğini yeri gelmişken vurgulamadan geçemeyeceğiz: Selçuklu Sultanlarının en büyük özelliği kendisine isyan eden hanedan üyelerini affetmişlerdir. Yine her zamanki gibi Selçuklu dâhilinde çıkan karışıklıklardan istifade saldırıya geçen Arslan Besasiri, Bağdat şehrini ele geçirmiş ve onu korumakla mükellef Şahne Aytekin kaçmak zorunda kalmıştır. Besasiri Abbasi Halifesini tahttan indirerek Mısır Şii Fatımi Halifesi adına hutbe okutup para bastırmıştır. Bu sırada Çağrı Bey öldüğünden çocukları arasında hâkimiyet bölgeleri için mücadele yaşanmasını engellemek ve o bölgeleri yeğenleri arasında paylaştırmak düşüncesiyle ve hanımı Altuncan Hatun’un ölmesinden dolayı Bağdat’a Tuğrul Bey geç dönmek zorunda kalmıştır. Basra bölgesini ele geçirmeye çalıştığında isyanı bastırarak üzerine gelen Tuğrul Bey’den kaçmıştır. Tuğrul Bey kuvvetler yollayarak Arslan Besasiri’yi yakalatıp öldürmüştür. Böylece Sultan Tuğrul iki kez Abbasi Halifesi’ni Şii’lerin elinden kurtarmış ve tahtına oturtmuştur.

    Tuğrul Bey, devamlı mücâdeleyle geçen uzun yıllar sonunda çok büyük isler basardı. Dünyanın en büyük devletlerinden birini kurup, Türk İslâm âlemine çok hizmeti geçti. Mâverâünnehir’den Anadolu’ya, Irak’tan Azerbaycan ve Kafkasya’ya kadar olan ülkede huzur ve emniyet tesis etti. Yirmi sekiz ülkeye kendi hâkimiyetini kabul ettirdi. Ziraî, ticarî faaliyet neticesinde iktisâdi hayat gelişip, refah seviyesi yükseltildi. Bizans akınlarında çok ganimet alınıp, büyük gelir elde edildi. Devlet teşkilâtı muazzam şekilde tesis edilip, kuvvetli temeller üzerine oturtuldu. Selçuklu Devlet Teşkilâtı, devrinde ve sonra kurulan Türk ve İslâm devletlerine numune oldu. Tuğrul Bey, yirmi beş yıl adalet, ihsan ve gazalarla geçen hükümdarlıktan sonra, hastalandı. Yetmiş yaslarında Rey yakınlarındaki yazlığında 5 Eylül 1063 tarihînde vefat etti. Tuğrul Bey âdil, vakur, cömert, samimi, iyi ve yumuşak huylu bir şahsiyetti. Halkı tarafından sevilen bir hükümdar ve ordusunca tam bağlanılan kuvvetli bir kumandandı. “Kendime bir saray yapıp da yanında bir câmi inşâ etmezsem, Allahü teâlâdan utanırım.” sözü Tuğrul Beyin dînî duygularını çok güzel ifâde etmektedir.
İBRAHİM BEYTER
Selçuk Üniversitesi
 Ortaçağ Tarihi
 Yüksek Lisans Öğrencisi
--------------------------------------------------------------------------------

KAYNAKLAR
■OSMAN TURAN, SELÇUKLULAR VE İSLAMİYET

■İBRAHİM KAFESOĞLU, SELÇUKLU TARİHİ

■M. ALTAY KÖYMEN, TUĞRUL BEY VE ZAMANI

Büyük Selçuklu'nun Anadolu'nun Fethi Politikası

Büyük Selçuklu'nun Anadolu'nun Fethi Politikası

Selçukluların Türkmenlere Karşı İzlediği Siyaset 


    Selçukluların kuruluşundan itibaren onları uğraştıran en temel meselelerden birisi de Oğuzların göçü ve iskânı meselesidir. Oğuzlar planlı programlı yaşamayı pek sevmezler. Devlete ise zayıf bir bağ ile bağlı olup bağlı oldukları Boy Beyi’nin hükümdara bağlılığı vasıtasıyla merkezle ilişkileri vardır. İşte bu vaziyette oğuzlar üzerinde hiçbir yaptırım gücü olmayan Hükümdar, Oğuzların kendilerine göre yurt ve hayvanlarına otlak bulma gailesi nedeniyle sürekli hareket halinde olup çoğu zaman yerleşik Müslüman halkın ya ekinlerine zarar veriyor ya da yağma hareketlerinde bulunmalarına rağmen kendi tebaası saymış ve onların bu sorunlarını halletmeye çalışmıştır. Selçuklular genelde bu sorunu şu yolla halletme cihetine gitmişlerdir:
 
■Türkmenleri Anadolu’nun Fethi için yollamak,

■Türkmenleri gaza ve cihada teşvik etmek,

■Türkmenlere arkadan lojistik destek sağlamak.
 
         Tarihçi Maverdi’nin bu konu hakkında bize naklettiği bilgiler; Abbasi Halifesi dönemin en önemli İslam âlimlerinden olup bu dönem için bulunmaz bir hazine olan “Ahkam-ı Sultaniye” yazarı Maverdi’yi İslam beldelerinde zarar vermekte olan Oğuzların durumunu görüşmek ve birdenbire ortaya çıkarak Gazneliler gibi önemli devleti yenip Türkistan bölgesine hâkim olan Selçukluların Şii olup olmadığını ve Abbasi halifeliği hakkındaki düşüncelerini öğrenmek maksadıyla, Tuğrul Bey’e elçi olarak yollamış ve bundan Selçuklulara ne kadar değer verdiğini anlayabiliyoruz.
 
Anadolu’nun Fethedilme Nedenleri:
 
1.Büyük Selçuklu Devleti kurulduğundan beri planlı ve programlı olarak hükümdarlarınca uygulanan resmi bir Anadolu Fethi politikası vardır(Osman Turan, M. Altay Köymen ve İbrahim Kafesoğlu).

2.Büyük Selçuklu Devleti’nin Anadolu’ya karşı resmi bir fetih politikası yoktur ve yapılan fetihler ise devletten bağımsız hareket eden Türkmenler ya da hanedan üyeleri tarafından yapılmıştır (Nejat kaymaz).

Anadolu’nun Fethi Sebepleri
 
1.Selçuklu ülkesine sığmayan ve tebaa olarak adlandırılan Türkmenlere yurt bulmak,

2.Müslüman halk ve ülkeleri Türkmenlerin saldırı ve istilalarından korumak,

3.Cihat ederek “Türk Cihan Hâkimiyeti Mefkûresi”ni gerçekleştirmek

        Tuğrul Bey resmi fetih politikası sonucu Amcaoğullarını Batı’yı ve Anadolu’yu fethetmekle görevlendirmiştir.
 

■Amcası Yusuf Yınal’ın oğlu İbrahim Yınal’ı İsfahan ve Hemedan’a ,

■Amcası Arslan Yabgu’nun oğlu Kutalmış ve Resul Tekin’i Hazar Denizi bölgesine,

■Musa İnanç Yabgu oğlu Hasan ile Kardeşi Çağrı bey’in oğlu Yakuti’yi Azerbaycan’a


       Göndererek buraların fethini merkezden gözetmekle beraber Anadolu’nun kapısı olan Kafkaslara sefer düzenlemiş ve Doğu Anadolu’dan geçmiştir.
 
Selçukluların Anadolu’ya Yaptıkları Seferler

         Anadolu daha önce yaklaşık 300 yıl boyunca Müslümanların akınına uğramasına rağmen fethedilemeyip Türkmenler yalnızca 50 yıl gibi kısa bir sürede Anadolu’yu fethetmişlerdir. Bunun nedeni ise, Araplar ganimet elde etmek için seferler düzenlerken Türkmenler yurt edinmek için mücadeleye girişmiş ve ele geçirdiği bölgelerde hemen yerleşmiş ve kendisine vatan edinmiştir. Bizans İmparatoru II. Basil Anadolu’ya yayılmasını engellemek için Kafkaslarda bulunan Ermeni prensliklerini yıkmış ve Ermenileri Sivas ve orta Anadolu’ya yerleştirerek burada tampon bir bölge oluşturmaya çalışmıştır.
 
     İmparator Konstantin (1042–1055) ise Liparit komutasında 1045’de Selçuklular üzerine yollamış ve Kutalmış Diyarbakır ve Musul’daki Yabgulu Türkmenleri yanına alarak Gence kalesi yakınlarında bu Bizans-Gürcü kuvvetlerini yenmiştir. Kutalmış bunun üzerine Tuğrul Bey’e; Bu bölgelerin zengin olduğunu, Romalılar(Bizans) kadınlar gibi korkak olduğunu ve bu bölgeleri hiçbir güçlükle karşılaşmadan elde edebileceklerini belirtmiştir.

PASİNLER SAVAŞI

     Tuğrul Bey zamanında Bizans ve Gürcülere karşı da büyük başarılar sağlanmıştı. Arslan Yabgu'nun oğlu Kutalmış ve İbrahim Yınal, Bizans-Gürcü kuvvetlerini Pasinler Savaşı ile büyük bir hezimete uğrattılar (1048). Bu savaşta Gürcü Kralı Liparit esir edilmiş; İstanbul'daki yıkık bir caminin onarımı ve Tuğrul Bey adına burada hutbe okunması şartıyla serbest bırakılmıştır. 1054 yılında Tuğrul Bey Azerbaycan'daki mahallî hükümdarları itaat altına aldıktan sonra Anadolu'ya yönelmiş ve Malazgirt'i kuşatmıştır. Ancak kışın yaklaşması üzerine geri dönmüş, Yakutî'yi Anadolu akınlarını devam etmekle görevlendirmiştir. İbrahim Yınal’ın bu zaferi sonunda Tuğrul Bey ona kaynaklarda geçen 40–150 bin arası altın hediye etmek istemişse de İbrahim Yınal kırgınlığından dolayı kabul etmemiştir.
 
Yapılan Antlaşmaya göre:
 
1.Emeviler döneminde Mesneme b. Abdülmelik tarafından İstanbul’da yapılmış olan cami ve medrese tamir edilecek,

2.Bu camide Şii Fatımi Halifesi adına okutulan hutbe artık Sünni Abbasi Halifesi ve Selçuklu Hükümdarı adına okutulacak,

3.Caminin mihrabına eski Türk hâkimiyet alametlerinden olan ve Tuğrul bey’in de kullandığı Ok-yay işlenecek,

4.Suğur veAvasım Bölgeleri Selçuklulara bırakılacak,

5.Bizans Selçuklulara yıllık vergi verecek.

     Böylece Selçuklular ilk üç madde ile İslam dünyasının liderliğini eline almıştır. Suğur veAvasım Bölgeleri’ni elde ederek Anadolu’da sağlam bir şekilde yerleşme başlamış oldu.
■İbrahim Beyter
Selçuk Üniversitesi
Orta Çağ Tarihi
Yüksek Lisans Öğrencisi


Yararlanılan Kaynaklar

■M. Altay Köymen, Tuğrul Bey Ve Zamanı

■Ali Sevim, Anadolu'nun Fethi Selçuklular Dönemi

Selçukluların Tarih Sahnesine Çıkışı

  Selçukluların Tarih Sahnesine Çıkışı

  Batı Türklüğünün en kalabalık ve güçlü kesimi olan Oğuzlar, II. Göktürk Devleti ve Uygur Kağanlığı zamanında daha batıya göç etmek zorunda kalmıştı. IX. ve X. yüzyıllarda gerçekleşen ikinci göçte, Guz adıyla anılan bir kısım Oğuz kitleleri Doğu Avrupa'ya kadar ilerlemiş, asıl kitle ise Seyhun nehri civarında kalmıştır. Seyhun bölgesine gelen Oğuzlar, X. yüzyılda kışlık merkezleri Yenikent olan bir siyasî teşkilât oluşturmuşlardır. Başkanlarına Yabgu denildiği için bu devlete de Oğuz Yabgu Devleti adı verilmiştir. Devletin sınırları Seyhun'dan Hazar Denizi'ne kadar uzanmaktaydı. Ancak Oğuz Yabgulularında asıl siyasî ve askerî güç yabgudan çok sübaşı, yani ordu komutanının elindeydi.

           Selçuklu Devleti'ne adını veren Selçuk Bey ve babası Dukak da sübaşı görevinde olup, Oğuz yabgusu ile aralarında gizli bir mücadele söz konusuydu. Nitekim kaynaklarda adı belirtilmeyen Oğuz yabgusu, bir Türk zümresi üzerine sefer yapmak isteyince sübaşı Dukak bu sefere itiraz etmiş ve bu yüzden aralarında kavga olmuş ve gizli mücadele böylece gün yüzüne çıkmıştır. Bu olay Dukak'ı sübaşılıktan etmişse de, onun ve ailesinin Oğuzlar arasındaki itibarını artırmıştı. Nitekim ölümünden sonra oğlu Selçuk da sübaşılık görevine getirilmiş, devletin askerî gücünü eline geçirmişti. Dukak ölünce, 17-18 yaşlarındaki Selçuk Bey subaşı oldu. Genç yaşına rağmen yüksek mevkilere ulaşan Selçuk Bey'in devamlı artan bir itibara sahip olması, Yabgu ve eşini telaşlandırdı. Onu başlarından atmak için çare aramaya başladılar. Öldürülmekten çekinen Selçuk Bey, kabilesiyle birlikte oradan ayrıldı. Güney yoluyla, muhtemelen 985 yılı sıralarında, Seyhun nehri kenarında bulunan Cend şehrine geldiler. Bölge ve şehir, İslam ülkelerine geçişte hudut durumundaydı. Sübaşı Selçuk ile yabgunun arası da açılmış, hem bu yüzden hem de yer ve otlak darlığı yüzünden, Selçuk ve emrindekiler Maverâünnehir'e göç etmek zorunda kalmışlardır.

             Selçuk Bey'in, Seyhun nehri kenarındaki Cent şehrine göçü (960) Selçuklu Devleti'nin ortaya çıkmasını sağlayacak önemli bir gelişmedir. Cent'te halkın büyük bir kısmı Müslüman idi. Selçuk ve kendine bağlı olanlar, eski inanışlarıyla benzerlik gösteren bu dine sıcak bakıyorlardı. Kısa bir süre sonra İslâmiyet'i kabul ettiler. Böylece siyasî ve sosyal yönden de yeni bir kimliğe ve güce sahip olmuşlardı. Nitekim Selçuk Bey, Oğuz yabgusunun yıllık vergiyi almak için gönderdiği memuru, kâfire haraç verilmeyeceğini söyleyerek Cent'ten kovdu. Müslüman olmayan Oğuzlarla mücadele etmekten kaçınmadı. Böylece İslâm ve Türk dünyasında şöhreti gittikçe yayıldı. Müslümanlığı kabul eden Oğuz kitlelerinin kendisine katılmasıyla Selçuk Bey, gücünü her geçen gün daha da artırmaktaydı.

           Sayılarının gittikçe artması üzerine Selçuk Bey, Samaoğulları hükümdarından kendilerine yeni bir yurt gösterilmesini istedi. Buhara yakınlarındaki Nûr kasabası yurtluk olarak gösterildi. Seyhun'u geçen Oğuzlar, Nûr kasabasına yerleşti. Buna karşılık Karahanlılarla çarpışan Samanoğullarına yardım edildi. Ancak Samanoğulları Devleti kısa bir süre sonra yıkıldı (999). Ülke Karahanlı ve Gazneliler tarafından paylaşıldı. Yüz yaşını geçmiş olan Selçuk Bey 1009 tarihin de Cent'te vefat etti. Selçuk Bey; Mikail, Arslan, İsrafil, Yusuf ve Musa adlarındaki oğullarıyla Büyük Selçuklu Devletinin temelini atıp, Tuğrul ve Çağrı adında iki torun bırakarak, yüz yaşlarında vefat etti. Selçuk Bey'in büyük oğlu, Tuğrul ve Çağrı beylerin babası olan Mikail, babasının sağlığında bir savaşta ölmüştü (998). Bu sebeple Tuğrul ve Çağrı adındaki iki oğlunu Selçuk Bey yetiştirmiştir İkinci büyük oğlu olan Arslan Bey, babasının yerine geçti. Yabgu ünvanını alarak, Selçuklular da denilmeye başlanan ailesini teşkilatlandırdı. Diğer kardeşi Musa ise onun yardımcısı durumundaydı. Karahanlılar'ın Samanî Devletine son vermesi üzerine, Özkend'den kaçan Samanî şehzadelerinden İsmail Muntasır'ın, Arslan Yabgu'ya sığınması, Karahanlılarla aralarının açılmasına sebep oldu. Arslan Yabgu komutasındaki Selçuklular, Karahanlılar karşısında başarılı muharebeler yaptılar.

        Arslan Yabgu, Maverâünnehir'i ele geçiren Karahanlılarla mücadele etti. Karahanlılara karşı isyan eden Ali Tegin ile ittifak kurdu. Buhara'yı ele geçirdiler. Bu güç birliğine karşı Gazneli Sultan Mahmut ve Karahanlı Yusuf Kadır Han anlaşmaya vardılar. Gazneli Mahmut, görüşmek isteği ile yanına çağırdığı Arslan Yabgu'yu tutukladı ve Hindistan'ın kuzeyindeki Kalincar Kalesi'ne hapsetti (1025). Arslan Yabgu 7 sene kaldığı bu kalede öldü(1032).

           Bu hadiseden sonra, Selçuklularla Gazneliler arasında açık bir mücadele başladı. Onun esareti yıllarında Selçuklular, ortak hükümdar sistemiyle yönetildi. Musa'yı yabguluğa, Yusuf'un oğlu İbrahim'i de yınallığa getirdiler. Mikâil'in oğulları Tuğrul ve Çağrı beyler, amcalarının hakimiyetini tanımakla birlikte, ayrı bölgelerde yaşamaya başladılar.

        Mahir süvarilerden oluşan Selçuklular, kalabalık hayvan sürüleri ve atları için, bol otlaklı, geniş yaylalar aradılar. Bu amaçla zaman zaman, komşuları Karahanlılar ve Gaznelilerin sınırlarına taşıp, yerli halkın şikâyetlerine sebep oldular. Onların bu durumunu kendileri için tehlikeli gören Karahanlılar, Selçuklu ailesi içinde karışıklık çıkarmak istedilerse de başaramadılar. Üzerlerine kuvvet gönderildi. Hattâ Yusuf Bey öldürüldü. Musa Yabgu ile birleşen Tuğrul ve Çağrı beyler, Karahanlı kuvvetlerini yenerek, Yusuf Bey'in intikamını aldılar. Siyasî durum iyice gerginleşti. Bölgede değişiklikler oldu. Bir baskınla Selçuklular bir hayli zayiata uğratıldılar. Bunun üzerine Çağrı Bey, dağılan Selçuklulardan üç bin kişilik bir süvari kuvvetiyle, Gazneli mukavemet mevkilerini aşarak, Doğu Anadolu sınırlarına kadar gitti. Van Gölü havzasından, kuzeyde Tiflis'e kadar uzanan bölgede keşif harekâtı yaptı. Ermeni ve Gürcü kuvvetlerini yenerek, bölgenin otlak ve yaylaklarının keşfiyle, gerekli siyasî, etnik, kültürel ve askerî stratejik bilgileri topladı. Bizans şehirlerine girdi. Keşif harekâtı neticesinde, bölgenin, Selçukluların yerleşmesine müsait olduğunu tespit ederek Tuğrul Bey'e bildirdi.



 İbrahim Beyter

Tuğrul Bey

Selçuklu Devletinin kurucusu, Oğuzların Kinik boyundan Selçuk Beyin torunudur. Babasının adi Mikail’dir. Muhtemelen 993 yılında doğdu. Babası Mikail, gazâ akınında şehit düşünce, dedesi Selçuk’un yanında büyüdü. Çocukluğu Cend’de geçti. Büyük bir itina ile yetiştirildi. Ailesinden dinî ve millî terbiye alıp, mükemmel silâh kullanmasını öğrendi.




Selçuk Beyin vefatıyla amcası Arslan Yabgu’nun Selçuklu ailesinin reisliğini almasına, kardeşi Çağrı Bey ile itiraz etmedi. Ancak dedelerinin vefatından sonra iki kardeş Cend şehrini terk ederek batıya göç ettiler. Burada Mâverâünnehr hükümdarı Ilek Nasr’in kendilerine karşı düşmanca siyaseti üzerine Çağrı Bey ile Karahanlı hükümdarı Bugra Han’ın ülkesine gittiler. Tuğrul Bey, Karahanlılar ülkesinde hapis edildiyse de, Çağrı Bey, Bugra Han ordusunu yenip pek çok esir aldı. Alınan esirler karşılığı Tuğrul Bey serbest bırakıldı. Tekrar Mâverâünnehr’e döndüler. Buhara hâkimi Karahanlı Ali Tegin’in aleyhlerine faaliyeti ve yeni durum üzerine Tuğrul Bey çöle çekildi. Çağrı Bey de yeni vatan keşfi için Rum Gazâsına çıktı. İki kardeş, Rum Gazasından alınan ganîmetlerle çok zenginleştiler.



Arslan Yabgu, 1205’te Gaznelilerce esir alınıp, Hindistan’da hapsedilince, iki kardeş ortak iktidar sistemiyle Selçuklu ailesinin lideri oldu. Liderliği Karahanlı Ali Tegin tarafından şüpheyle karşılanınca, ikili liderlik sistemi yerine amcaları Musa’yı Yabgu yapıp, üçlü iktidar sistemine geçtiler. 1034 sonbaharında, Gaznelilerin müttefiki Oğuzlardan Sah Melik, Selçuklulara anî bir baskın yapınca, zayıfladılarsa da, tekrar toplandılar. On bin kişilik kuvvet toplayarak Gaznelilere ait Horasan’a girdiler.



Tuğrul Bey ve diğer Selçuklu hanedan mensupları toprak sahibi olunca, Oğuz boyları ve kabile reisleri yanlarına akın edip, toplandılar. Tuğrul Bey, çok güçlenip, bölgenin nüfusu artınca; Gazneli Mes’ûd’a önceki üç şehrin dar geldiğini bildirip, 1037’de Merv, Serahs ve Bâverd’iyi de istedi. Bu şehirlere karşılık da Gaznelilerin maaşlı askeri olma ve Horasan’daki asayişi temin etme taahhüdünde bulundular. Teklifleri oyalamaya alınınca, Tuğrul Bey küçük gruplar hâlinde akın harekâtı yaptırdı. Çağrı Beyin idare ettiği akınlarda Selçuklular Cüzcan, Tâlekan ve Faryâb’dan Rey’e kadar harekâtta bulundular. Selçuklu akınlarını durdurmak için Gazneli Mes’ûd’un gönderdiği ordu Serahs yakınında 1038 Haziranında yenildi. Zafer sonrasinda toplanan kurultayda Tuğrul Bey, hükümdar ilân edildi. Bu kurultay kararı ve 1038 tarihî Selçuklu Devletinin kurulusu olarak kabul edilir. Tuğrul Bey Nisabur’da kalıp, Çağrı Bey Merv’de melikler meliki olarak, askerî harekâtları idare ederek ordu kumandanlığı yaptı.



Harezm'de Cent Hâkimi Şah Melik tarafından 7–8 bin Türkmen'in öldürüldüğü korkunç baskın(1034), ve müttefikleri Harzemşah Harun ve Ali Tegin'in ölümleri (1035) üzerine, Selçuklular Horasan'a geçmek zorunda kaldılar. Tuğrul ve Çağrı Beylerin beraberlerinde Musa Yabgu ve İbrahim Yınal kuvvetleri olduğu hâlde, Gazneli hâkimiyetindeki Horasan'a girişleri, Gazneli sultanı Mesut'u oldukça telâşlandırdı. Çünkü daha önce bu bölgeye gelen Türkmenler, Gaznelileri çok uğraştırmıştı. Bu sebeple Gazneli Mesut büyük bir ordu hazırladı. Ancak Nesa yakınlarında yapılan savaşta Selçuklular bu orduyu ağır bir yenilgiye uğrattı (Haziran 1035). Gazneli Mesut, Selçuklulara bazı bölgeleri bırakmayı kabul etti. Fakat Selçukluların kazandığı zaferi duyan Oğuz kitleleri bölgeye akmaya başlamıştı. Bu durum karşısında Gaznelilerden yeni bölgeler istendi. Bu isteği geri çeviren Gazneli Mesut, Selçukluların üstüne yeniden bir ordu gönderdi. Serahs yakınlarında yapılan savaşta Selçuklular yine büyük bir zafer kazandı (Mayıs 1038). Horasan'ın tamamı Selçuklu hâkimiyetine geçti. Selçuklular bağımsızlıklarını ilân ederek ilk idarî düzenlemeleri yaptılar. Tuğrul Bey ele geçirilen Nişabur'u devlet merkezi ilân etti. Gaznelilerle antlaşma yapıp; Nesâ, Ferâve ve Dihistan’ı aldılar. Ayrıca Tuğrul Bey‘e Gazneli Mes’ûd tarafından hâkimiyet alâmetlerinden olan hil’at, at, mensur ve sancak gönderildi. Tuğrul Bey antlaşmayla Nesâ’da Gaznelilere tâbi federal bir devlet kurmuş olmasına rağmen, resmî ilânı yoktur.



DANDANAKAN SAVAŞI

Tuğrul Beyin Nisabur’da istiklâlini ilân etmesi, Gazne’de hoş karşılanmadı. Çağrı Bey, 1039 yılında Gaznelilerle iki kere muharebe yapıp, yenildi. Tuğrul Bey ve diğer Selçuklu hanedanları, Gazneli Mes’ûd’un düzenli ordusuna karşı gerilla harpleri yapıp, onları yıprattılar. Gazneli Mes’ûd, antlasma istedi. Tugrul Bey, Gaznelilerin türlü metodlarla Selçuklulari Horasan’dan çikarabileceklerini tahmin ederek, zaman kazanmak ve hazirliklari tamamlamak için çöle çekildi.



Horasan'ı kaybeden Gazneli Sultanı Mesut, Selçuklulara kesin bir darbe indirmek için ordusunun başına geçti. Sefer esnasında katılanlarla birlikte Gazneli ordunun mevcudu 100 bine ulaşmıştı. Osman Turan’a göre Gazneli ordusu 70 bin süvari, 30 bin yayadan; M. Altay Köymen’e göre ise ordu 50 bin kişilikti. Bunun yanında orduda fillerde mevcuttu. Ancak fillerin sayısı hakkında kesin bir bilgiye sahip olmazken bazı kaynaklar 60, bazı kaynaklar ise 300 tane filden bahseder. Selçuklu kuvvetleri ise ancak 20 bini bulan hafif süvarilerden oluşmaktaydı. Sultan Mesud yalnız başına Selçuklular ile baş edemeyeceğini düşünerek Selçukluların ezeli düşmanı Cend meliki Şah Melik ile anlaşarak ona Harezm valiliğini vermiştir. Sultan Mesud harekete geçer geçmez Selçuklular onu takip etmiş ve gerilla savaşları ile yıpratmaya başladılar. Bununla birlikte Gazneli ordusu daha görünürde yokken Selçuklularda bazı fikir ayrılıkları görülmüşse de kısa sürede halledilmiştir. Tuğrul Bey: “Horasan’da kuvvetlerinin azlığından bahsederek Rey ve civarına giderek buradaki Türkmenleri toplayıp sonra Gaznelilerle savaşmayı,” beyan etmişse de Çağrı Bey’in: “Gazneli ordusunun filler nedeniyle hantal olduğu ve kendilerinin süvari oldukları için hızlı hareket ederek vur-kaç taktiğiyle Gaznelileri yorduktan sonra savaşmak” fikir kabul görmüş ve uygulamaya geçilmiştir.







Dandanakan’dan önce Gaznelilerle iki küçük savaş yapan Selçuklular ilk karşılaşmada yenilmiş ve geri çekilmişlerdir. İlk yenilginin hemen akabinde Musa İnanç Yabgu Dandanakan’da Selçuklu ordusunun yarısını teşkil edecek olan 10 bin kişilik bir kuvvetle intisap ettiğinde Sultan Mesud’un Zulmünden kaçan Börü Tekin ve bazı komutanlarla onlara bağlı kuvvetler de Selçuklulara katılmıştır. Bu durumdan çekinen Gazneli Mesud araya ramazan ayı girmesi dolayısıyla ve Selçukluları oyalamak maksadıyla toplanan mecliste vezirinin önerisiyle Selçuklularla barış yapıp bu arada da ordusunu dinlendirmek ve yeni kuvvetler toplamak maksadıyla Sultan Mesud’dan habersizmiş gibi vezir adına Selçuklulara elçi yollanmıştır. Selçuklular gelen elçilik heyetini iyi karşılamış ve onlarla birlikte elçilerini Gazneli vezirine yollayarak bir anlaşma icra edildi.







Bu antlaşmaya göre:





1. Gazneliler çekilip Herat’a gidecek,



2. Nesa, Baverd ve Ferave Selçuklulara verilecek,

3. Selçuklular Müslüman ahaliye saldırmayacak ve mallarını yağmalamayacaklar,

4. Selçuklular halen ellerinde tuttukları Nişabur, Merv ve Serahs’tan çekilecek.





Ancak yukarda saydığımız maddeler hayata geçmedi. Çünkü her iki taraf da bu antlaşma ile zaman kazanmak istemiş ve Sultan Mesud’un antlaşmaya uymayarak hızla savaşa hazırlandığını öğrenen Selçuklular, terk etmeleri gereken yerleri bırakmayıp hatta yeni yerler bile ele geçirdiler.







Sultan Mesud Tus’a gelerek Nişabur’da bulunan Tuğrul Beyi ele geçirmeye çalışmış, Tuğrul Bey Baverd’e çekilmiş, Sultan Mesud oraya hareket edince bu sefer Ferave’ye çekilmiştir. Bu çekilmeler sırasında köy ve kasabalar boşaltılıyor, ekin ve otlaklar tahrip ediliyor, kuyular ya dolduruluyor ya da içilmez hale getiriliyor, her türlü gıda maddesi yok ediliyordu. Sultan Mesud ordusunun yorgun, aç ve susuz olduğunu görerek dinlenmek ve yem-gıda temini için Nişabur’a çakildi. Gazneli ordusunun bariz şekilde sayıca üstünlüğü olduğundan Selçuklu ordusu yıpratma savaşı vermeyi uygun bulmuştu. Bu sebeple ordu çöllere doğru çekildi. Nişapur'a giren Gazneli Mesut, Selçuklu ordusunu takibe koyuldu. Selçuklu birliklerinin vur-kaç taktiği ile iyice yıpranan Gazne ordusuna karşı meydan savaşı yapma zamanının geldiğine karar veren Çağrı Bey nihayet Merv yakınındaki Dandanakan Hisarı önünde Gaznelileri karşıladı. Üç gün süren savaş sonucunda Gazneli ordusu ağır bir yenilgiye uğratıldı (22–24 Mayıs 1040). Savaştan sonra Gaznelilerin tüm hazinesi Selçukluların eline geçmiş ve öğleden sonra toplanan Kurultay’da Tuğrul Bey “Sultan” ilan edilmiştir. Merv'de yapılan kurultayda devlet teşkilâtı düzenlendi.







Bize bu olaylar hakkında en iyi malumatı Sultan Mesud’un hizmetinde bulunan ve “Tarih-i Beyhaki” adlı 30 ciltlik bir eseri olup bu savaşta Sultan Mesud’un yanında bulunan çağdaş tarihçi Beyhaki vermektedir. Hatta o Sultan’ın Hususi hizmetinde olan 370 Türk Gulam’ın Selçuklular safına geçtiği hakkında bilgi vermektedir.







Sultan Mesud yenilgisinin faturasını kumandanlarına kesmiş ve onları görevden alarak idam etmiştir. Karahanlı Prensi Börü Tekin’e Toharistan’ı vererek ittifak kurmak istemişse de başarılı olamamıştır. Çağrı Bey büyük bir orduyla Belh üzerine yürüdüğünde gönderilen Gazneli ordusunu perişan edip Belh şehrine hâkim oldu. Sultan Mesud bunun üzerine Hindistan’a gidip orada Selçuklularına karşı asker toplamak maksadıyla ama gerçekte Selçuklulardan korktuğundan kaçtığı için Hindistan’a gittiğinde 1041 yılında orada öldürülmüş ve artık Gazneliler tarih sahnesinden silinirken yerini Selçuklulara bırakmış oldu.







Dandanakan Savaşı’nın Sonuçları





Dandanakan Savaşı, Selçuklular için bir dönüm noktası olmuştur. Aslında Serahs Savaşı'yla fiilen kurulmuş olan devlet, bu savaş neticesinde hukuken bağımsızlığını kazanmış, bölge ülkeleri ve halife Selçuklu devletini tanımıştır. Böylece bölgedeki en büyük güç hâline gelen Selçuklular, Türkleri bir bayrak altında toplamaya başlayacak ve İslâmiyet'in öncülüğünü üstleneceklerdir.







1. Selçuklular bağımsızlıklarını ilan etmiş,

2. Horasan tamamen Selçukluların olmuş,

3. Selçuklular dost-düşman tüm İslam ülkelerine (Abbasi Halifesi’ne, Karahanlı Hükümdarlarına, Börü Tekin’e, Türkistan büyüklerine, İran’da bulunan Kakuyaoğulları'na, Buhara Hükümdarına...) Fetihnameler yollamıştır.



4. Gazneliler artık yıkılma sürecine girmiş ve Hindistan’daki İslamlaşma süreci Babürşahlara kadar durmuştur.





Abbasi Halifesi’ne Yollanan Mektubun Mahiyeti







Tuğrul Bey özel elçi olarak Ebu İshak el-Fukai’yi şu mahiyette olan mektup ile yollamıştır:







· Sultan Mesud ve Sultan Mahmud’un kendilerine zulümler yaptığını,

· Bu zulümlere karşı Horasan Halkı’nın kendilerinden yardım istediğini,

· Gaznelilerin saldırdığı için müdafaa amaçlı savaştıklarını,

· Gaznelilerin kölezade olduğunu ve kendilerinin soyu Afrasyab(Oğuz Kağan)’a dayandığı için sultanlık onların hakkı olduğunu,



· Cihada devam ederek zulümleri kaldıracaklarını,





Belirterek eski Türk devletlerinin hâkimiyet alameti olan ok ve yay göndermişlerdir.











Selçukluların Oluşturduğu İlk Devlet Teşekkülü





Tuğrul Bey resmen tahta oturduktan sonra merkeziyetçi bir yapı istemesine rağmen, eski Türk devletlerinde olan Feodal Hâkimiyet Anlayışı’nı devam ettirmek zorunda kalarak her bir hanedan üyesine yönetmeleri için bir bölge bıraktı. Çünkü Çağrı Bey Selçukluların kazandığı tüm savaşlarda büyük yararlıklar göstermiş; Musa İnanç Yabgu Selçuk Bey’in oğlu ve Çağrı-Tuğrul kardeşlerin amcası olduğu halde devlet yönetimini onlara bırakmıştır. Bununla birlikte amcaları Arslan Yabgu’nun oğlu Kutalmış babasından kalan bir yönetim hakkı iddiasıyla birlikte emrindeki sayıca fazla olan Türkmenlerin desteğiyle çok önemli başarılar kazanmıştır. Tüm bu saydığımız ve sayamadığımız sebeplerden dolayı Tuğrul Bey hanedan üyelerine yönetimde yer vermiştir.







· Tuğrul Bey; Sultan unvanıyla merkez Nişabur ve Batı kesimleri Metbu Sultan olarak,



· Çağrı Bey; Melik unvanıyla merkez Merv olmak üzere Serahs ve Belh şehirlerini ordu komutanı olarak,



· Musa İnanç; Yabgu unvanıyla merkez Herat olmak üzere Best ve İstizar’ı içine alan Sistan bölgesini,



Almışlardır.







Yukarıda saydığımız gibi; Selçuklu ülkesi ve ele geçirilmesi plânlanan memleketler Selçuklu hanedanına mensup üç lider arasında taksim edildi. Buna göre merkezi Merv olmak üzere Ceyhun ve Gazne arasındaki bölge Çağrı Bey'e; Herat merkez olmak üzere Bust -Sistan arazisi Musa Yabgu'ya verildi. Tuğrul Bey Sultan unvanı ile başkent Nişapur'da kaldı, Irak kendisine bağlandı. Çeşitli bölgelere gönderilen diğer hanedan üyeleri de Sultan Tuğrul'un emrine verildi. Bunlar daha sonra Büyük Selçuklulara bağlı kalmakla beraber kendi devletlerini kurdular. Hanedan üyeleri kendilerine ayrılan toprakları birer birer zapt ediyordu. Kısa zamanda, kuzeyde Harezm dahil, Maveraünnehir, Sistan, Mekran bölgesi, Kirman ve civarı, Hürmüz emirliği, hattâ Arabistan Yarımadasında Umman ve dolayları ile Cürcân, Bâdgis, Huttalân tamamen zaptedildi. Tuğrul Bey, Taberistan, Kazvin, Dihistan, İsfehan, Nihavend, Rey ve Şehrezur'u alarak devletin sınırlarını genişletti. 1046'da Gence, 1048'de Erzen, Karaz, Hasankale, Erzurum ve havalisindeki Gürcü, Ermeni ve Bizans orduları yenilgiye uğratıldı.









Çagri Beyin 1060’ta vefâtina kadar ortak iktidar sistemine göre hareket edilmesine ragmen, devleti temsil yetkisi Tugrul Beye âitti. Tugrul Bey hükümdarligini ve Selçuklulari maddî güçlerle kuvvetlendirdigi gibi mânevî olarak da Halîfe, âlim ve tasavvuf ehlinden destek aliyordu. Tebaasinin refah seviyesini yükseltip, orduyu askerî sisteme göre teskilâtlandiriyordu. 1040 Dandanakan Zaferi ve 1043’te devlet merkezini Rey’e tasimasi sebebiyle Bagdat’taki Abbâsi Halîfesi El-Kaim’e tekrar bagliligini arz etti. Selçukluların batısındaki Bizans ülkelerine fetih harekâtı ve akınlarında bulundu. Erzurum Hasankale’ye gelip, Malazgirt’i fethetmek istediyse de kisin yaklaşması üzerine, baharda gelmek üzere kuşatmayı kaldırdı. Tuğrul Bey, hâkimiyet ve tahrik sebebiyle kendine asi olan üvey kardeşi Ibrâhim Yinal’in isyanını 1058’de bastırıp, onu cezalandırdı.







Tuğrul ve Çağrı Beyler, amcaları Arslan Yabgu'nun tutuklanması üzerine fiilen Oğuzların liderleri durumuna geldiler (1025). Ancak geleneğe uygun olarak diğer amcaları Musa'yı yabgu ilân ettiler. Arslan Yabgu'nun ölümünden sonra Selçuklularda kısa süren bir dağınıklık yaşandı. Arslan Yabgu'ya bağlı Türkmenlerin bir kısmı, Gazneli Mahmut'un izniyle Horasan' a geçti. Bunlar ileride Selçukluların Irak ve Horasan kolunu oluşturacaklardır. Arslan Yabgu ile ittifak kurmuş olan Buhara hâkimi Ali Tegin, Tuğrul ve Çağrı Beylerin kendine bağlı kalmasını istiyordu. Buna karşı çıkan Tuğrul ve Çağrı Beyler ile Ali Tegin arasında şiddetli muharebeler cereyan etti. Selçuklular Harezm bölgesine çekilmek zorunda kaldı. Gazneli Valisi Harezmşah Altuntaş'ın gösterdiği bölgeye oturdular (1030 ). Ancak daha sonra, artan Gazneli tehlikesine karşı Selçuklular, Ali Tegin ve Harezm valisi ile ittifak kurdular.







Selçuklu-Şah Melik Mücadelesi









Sultan Mesud Harezm bölgesini Şah Melik’e tevcih edince 1041 yılında 40000 kişilik bir ordu ile Harezm hâkimi Harezmşah İsmail üzerine yürüdüğünde Selçuklu emiri olan Harzemşah İsmail karşı kayar ve yenilir. Şah Melik de bu sırada Harzem’in merkezi olan Ürgenç’i alarak Sultan Mesud’un ölümünden habersiz adına hutbe okutup tahta çıkar. Harzemşah İsmail Selçuklulara sığınarak yardım ister. Çağrı Bey ve oğulları ile Tuğrul Bey Harzemşah İsmail’i de yanına alarak Şah Melik üzerine yürüyünce Şah Melik kaçar, ancak onu takip eden Selçuklu Kuvvetleri yakalayarak zindana attılar. Şah Melik böylece zindanda ölerek Selçuklular yıllar önce kendilerine ağır bir darbe vuran ezeli düşmanlarından kurtulmuş oldular.





Doğuda yapılan seferlerde Çağrı Bey Gaznelileri tamamen Horasan'dan çıkardı, Belh şehrini ele geçirdi. Karahanlıları barış yapmak zorunda bıraktı. Çağrı Bey'in oğlu Yakutî Hint denizi kıyılarındaki Mekran'ı aldı. Diğer oğlu Kara Arslan Kavurd ise Buveyhîler'in hâkimiyetindeki Kirman'ı, Hürmüz Emirliği'ni ve Umman'ı Selçuklu idaresine bağladı. Tuğrul ve Çağrı Beylerin birlikte çıktığı seferde Harezm bölgesi tamamen Selçuklulara geçti. (1043).







Selçuklu Başkentleri ve Başkentin Rey’e Nakledilmesi





· Nişabur: İlk başkent olup Tuğrul Bey zamanında devletin merkeziydi.



· Rey(bugünkü Tahran şehri): Tuğrul Bey ve Alparslan zamanında.



· İsfahan: Melikşah zamanında.



· Merv: Sancar zamanında başkentlik etmişlerdir.









Rey’e devlet yönetimin nakledilme nedeni ise; Tuğrul Bey İran'daki birçok bölgeyi bizzat çıktığı seferle ele geçirdi. Tuğrul Bey'in üvey kardeşi İbrahim Yınal, İran'ın en önemli merkezlerinden Rey şehrini zapt etti ve Tuğrul Bey'i buraya davet etti. Tuğrul Bey, fetih bölgelerine daha yakın olması sebebiyle Nişabur' u bırakarak, Rey'i devletin yeni başkenti yaptı(1042). Selçuklu Devleti’nin fetih yönü batı olduğundan buradan fetihler daha kolay yönetilebiliyordu. Böylece fetihler için üs olmuştur.















YARARLANILAN KAYNAKLAR









* OSMAN TURAN, SELÇUKLULAR VE İSLAMİYET









* İBRAHİM KAFESOĞLU, SELÇUKLU TARİHİ









* M. ALTAY KÖYMEN, TUĞRUL BEY VE ZAMANI







Farklı Tarih yazarı ve Selçuk Üniversitesi



Ortaçağ Tarihi Bilim Dalı Yüksek Lisans Öğrencisi İBRAHİM BEYTER